![]() |
|
|||||||
| Makaleler Hertürlü makale ve köşe yazıları bu başlık altında |
|
|||
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 (permalink) | |||||||||
|
Touch Heart
![]()
Üyelik tarihi: Jan 2007
Nerden: istanbuL
Yaş: 28
Mesajlar: 2.964
Konular: 2099
Ettiği Teşekkür: 203
275 Mesajda 413 Teşekkür Aldı
Tecrübe Puanı: 50
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
Level: 42 [
![]() ![]() ![]() ![]() ]Life: 418 / 1046 |
Baharın bugünleri gelince beni hüzün sarar; çünkü manevi ve milli sıkıntılarımızda bunalmamak için sohbetlerinden ve yazılarından yararlandığımız en önemli kapılardan biri kapandı. Şair, fikir adamı, “Bir Adam Yaratmak” eseriyle dünyada birkaç tiyatro yazarından biri olduğunda şüphe bırakmayan, kendini bütün varlığıyla inancına veren, milletinin aydın ve ¤¤¤¤fizik idrakle çağı kavramış nesillere kavuşması için çıra misali yanan Necip Fazıl üstadımız ebedi aleme intikal etti.
Yine bugünlerde kendisini Necip Fazıl’ın “¤¤¤¤fizik evladı” veya “Azad kabul etmez kölesi” olarak nitelendiren, vefa, dostluk, kısaca insanlık adına çok şey öğrendiğimiz Hilmi Oflaz ağabeyimizi de kaybettik. Eğer bir gün aziz milletimiz mazisine layık bir yere gelirse, onun ruh mimarlarının başında elbette ki Necip Fazıl da bulunacaktır. O, kadirbilir bir toplumda yaşasaydı, adına neler yapılmazdı; müzesi mi kurulmazdı, devlet eliyle hatırasına ödüller mi konmazdı… Goethe’den derinliği olan bir cümle söylenirse, sıradan bir Alman hemen “Goethe” der. Goethe vereceğini verdi ve bu fani aleme gözlerini yumdu. Sağlığında ona krallar gibi hayat sunan Alman milleti ve devleti onu unutmadı. Adını yaşatmak için dünyanın her tarafında Goethe enstitüleri kurdu. Her yıl Alman üniversitelerinde Goethe’nin bir eserine, bir vasfına veya işlediği bir figüre dair diploma tezleri, doktora çalışmaları yapılır. Yetişen nesiller Goethe’den yeterince nasiplensinler diye eli kalem tutanlar şimdiye kadar yirmi iki bin küsur kitap yazmışlar. Her yıl bunlara yenileri ilave edilmektedir. Biz Necip Fazıl için ne yaptık, ne yapıyoruz?.. Yetişen nesillerin yüzde kaçının ondan haberi var?.. Şairi “Arı bal yapar, fakat balı izah edemez”, “Ağaçtan düşen elma da arz cazibesi kanunundan habersizdir” cümleleriyle tarif eden Necip Fazıl’ı dünyada her halde Boudelaire, Rimbaud, Hölderlin ve Kleist ile mukayese etmek mümkündür. Bu dört büyük dahi de hafakanlarında boğulmuşlardır. Biraz merak sahibi olan, zerre kadar sorumluluktan nasibini almış zeka, varlığının ve içinde yaşadığı evrenin izahını gaye edinir. Toprak ve kayalardan oluşan, üzerinde yaşadığımız dünya, hiç değilse şimdiki bilgilerimize göre şuursuz ve cansızdır; Ay, Güneş, yıldızlar aynı şekilde. Nasıl oluyor da bilinmeyen bir zamandan, belki de milyonlarca yıldan beri hiç birbirine çarpmadan, hiç saniye şaşırmadan dönüp duruyorlar; hep 21 Aralık en kısa, 21 Haziran en uzun gün oluyor... Bütün bunlara “Tabiat”la cevap bulmak ancak gerizekalıları tatmin eder. Dağarcığında azıcık zeka kırıntısı bulunanın soruları zincir misali uzayıp gider. Tatmin edici, doyurucu imanı ve ona dair bilgisi olmadı mı zeka sahibinin hafakanı başlar. O hafakanlar kumkumasından Abdülhakim Arvasi’nin sihirli elinin çekip çıkardığı Necip Fazıl, her düşünen insan gibi, şairi de bu konuda mutlak sorumlu sayar; bunun için şairin özelliklerine şunları ilave eder: “Şairi cemat, nebat ve hayvandaki vasıflar gibi, kendi ilim ve iradesi dışındaki içgüdülerle dış tesirlerin şuursuz aleti farz etmek büyük hata... Şuur ve zat bilgisi, cematta sıfırdan başlayıp nebat ve hayvanda gittikçe kabaran bir asgariye varır, sonra insanda ilk kamil vahidine kavuşur ve mutlak ifadesini Allah’ta bulur. Şair de, bu ilahi idrak emanetinin insanda, insanüstü mevhibesini temsil etmeye memur yaratık..”…Bu idrakten mahrum olanın şairliğini de veciz bir şekilde şöyle ifade eder: “... Ulvi idrak memuriyetinin mahzarı şair, memuriyetini bizzat şuurlaştıramayınca, üstün idrak kıvamına erişemeyince, sadece kör ve sığ duygu planına mıhlı kalınca, insan postu içinde hayvanda bile bulunmayan bir bönlük, bir yersizlik, bir eksiklik arz eder.” Yüce hakikatin sorumluluğuna sahip olan şairin anlayışı da elbette farklı olacak, “Şiir nedir?” sorusuna şöyle cevap verecektir: “... Bu sual, insanoğluna (Aristo)’dan bugüne kadar duman kıvrımlarındaki muadelenin tespiti kadar zor göründü. Bu yüzden gayet adi laflar ettiler. (Aristo)’dan (Pol Valeri)’ye kadar bütün poetik fikirciler, ya sahilsiz bir tecrit denizinde boyuna açıldılar, yahut aşağının bayağısı birtakım kaba tekerlemelere düştüler... Hepsi bu kadar... Ve şiirin ne olduğu, her büyük mefhum gibi meçhul kaldı.” İnsanoğlunun cevap bulamadığı bu soruyu şöyle açıklıyor: “Bizce şiir, mutlak hakikati arama işidir.” İşte Necip Fazıl ve benzeri dahiler hafakanlarında boğulmamışlarsa, şair ve şiiri yerli yerine oturtmalarındandır MEHMED NİYAZİ |
|||||||||
|
|
|
| Konuyu Beğendin mi ? O Zaman Arkadaşınla Paylaş =) |
|
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| kendine iyi bak şiir | erdem_5 | Türkçe Klipler | 4 | 08-27-2007 11:41 AM |
| ŞiiR KoLiK | asi_melek | Şiirler | 7 | 07-04-2007 10:10 AM |
| Harika bir Şiir | £ R K @ N | Komik Yazılar | 1 | 05-09-2007 04:25 PM |
| Guzel bır şiir | asi_melek | Sohbet-Muhabbet | 0 | 05-09-2007 03:33 PM |