Orijinalini görmek için tıklayınız : Asr-ı Saadet Hatıraları
Ç@K@ B£Y
28-09-2008, 23:01
HİND BİNTİ UTBE’NİN UHUD GÜNÜ SÖYLEDİKLERİ
Ebu Süfyan’ın karısı Hind, Bedir günü büyük üzüntüler yaşamıştı. Babası Utbe, amcası Şeybe, kardeşi Velid, oğlu Hanzala Müslümanlar tarafından öldürülmüştü. Evet, Kureyşlilere Bedir günü büyük bir zarar çatmış ve Mekke matemhaneye dönmüştü. Kureyş kadınları Hind’e gelip, “Bedir’de kaybettiklerine ağlamıyor musun?” diye sormuşlar, ondan; “Hayır” cevabını almışlardı: “Muhammed ve ashabı ağladığımı duyarlar da, onlar ve Hazreclilerin kadınları bizim başımıza gelenlere sevinirler diye ağlamıyorum. Biz Muhammed ile savaşıp ondan ve arkadaşlarından öcümüzü almadan başıma koku ve krem sürmek bana haram olsun.”
Bir ara Cübeyir bin Mutim’in Habeşli kölesi Vahşi’nin yanına gitmiş ve ona şöyle demişti: “Ey Ebu Deseme! Babam Bedir günü öldürüldü. Eğer sen, üç kişiden birini; Muhammed’i veya Hamza bin Abdülmuttalib’i veya Ali bin Ebu Talib’i öldürürsen hürsün. Çünkü ben Kureyş kavmi içinde bunlardan başkasını babama denk görmüyorum.”
Ve nihayet Uhud günü muradına ermiş, aslanlar aslanı, efendimiz Hamza şehid olmuştu. Olmuştu ama Hind’in hıncı geçmek bilmiyordu. Nitekim şehidler efendisinin ciğerini yemeye bile yeltenebilmiş, sonra yüksek bir kayanın üzerine çıkıp müminlere karşı avaz avaz şöyle haykırmıştı:
“Verdik size Bedir’in karşılığını.
Harp üstüne harp çetin de olsa,
Tahammülüm yoktu, babam Utbe’ye yapılana.
Ne kardeşime ve amcasına ne de ilk göz ağrıma.
Nefsime şifa verdim;
Yerime getirdim adağımı, nezrimi
Ve Vahşi giderdi içimde sakladığım kini.”
Peki, sonra ne oldu? Mekke fethine kadar İslam düşmanlığı yapan bu kadının kalbindeki buzlar, fetih günü, o kadar kötülük yaptığı insanın(ASM) tatlı bir tebessümle: “Hoş geldin” deyivermesi üzerine birden eriyiverdi. Hind duygulanmış ve şöyle demişti: “Vallahi Ya Resulullah! Dün yeryüzünde senin çadırındakiler kadar zillete ve hakarete uğramasını özlediğim bir çadır yoktu. Bugün ise, yeryüzünde senin çadırındakiler kadar izzet ve şerefe ermesini özlediğim bir çadır halkı yoktur.”
Hind o gün İslam ile şereflendi, İslam’ı güzel yaşadı, kocası ile Yermük muharebesinde bulundu ve Hz. Osman’ın hilafetinin son yıllarında vefat etti.
Not: Asr-ı Saadet Hatıraları www.cevaplar.org sitesinden alınmıştır...
Ç@K@ B£Y
28-09-2008, 23:02
HZ. HAMZA HAKKINDA AZ BİLDİKLERİMİZ
Hz. Hamza’nın Peygamber Efendimizden yaş itibarıyla ne kadar büyük olduğu ihtilaflı. Bazı tarihçiler iki yaş olduğunu, bazıları ise üç ay olduğunu ileri sürmekteler. Aynı zamanda amca ve yeğen hem Ebu Leheb’in cariyesi Süveybe’den hem de Halime-i Sadiye’den süt emdikleri için çift taraflı sütkardeş. Üçüncü olarak, Abdülmuttalib’in vefatında onun da bakımını Ebu Talip üstlendiği için Efendimizle(ASM) beraber büyümüşler. Mekke’nin en iyi avcısı olan bu kahraman insanın künyeleri Ebu Umara ve Ebu Ya’la idi. Cahiliye döneminde bile çok temiz bir insandı. Merhametinden ötürü kızların öldürülmesine karşı çıkar, hırsızlığa düşman ve misafirperverliği ile ünlü idi...
Rivayete göre, Ebu Lehep ve birkaç yardımcısı Resul-i Ekrem’in(ASM) evinin önüne ve geçeceği yollara dikenli çalılar ve pislikler atarlardı. Bunu duyan Hz. Hamza, Efendimizin(SAV) kapısının önünde nöbet tutmaya başladı. Bir gün Ebu Leheb’i sırtında içi pislikle dolu torbayı taşırken gördü. Hemen yerinden fırlayıp onu yakaladı ve torbayı başından aşağıya devirerek ona hak ettiği cezayı verdi.
Bedir’de düşmanın kaybının yarısı onun elinden olmuştu. Vahşi onu anlatırken; “Rengi esmer develer gibi gri idi. Kılıcıyla insanları öyle bir kırıyordu ki, hiç kimse onun önünde duramıyordu” demiştir. Haris Et Teymi diyor ki; “Bedir’de Hz. Hamza kendisini deve kuşu tüyleri ile nişanlamıştı. Müşriklerden biri(Ümeyye bin Halef): “ Şu demirlere bürünüp, safları yırtan, devekuşu tüyleri ile nişanlı olan kahraman kimdir?” deyince, “Hamza’dır” dediler. Bunun üzerine o; “Ah” dedi “bizim başımıza bu felaketi getiren ve bizi bu hale koyan odur” dedi.
HZ. HAMZA’NIN ARDINDAN…
Hz. Hamza’nın şehadeti Allah Resulüne çok dokunmuştu. Hele onun mübarek vücuduna yapılan eziyeti görünce hıçkırıklara boğulmuştu ki, Nebiyyi Zişan’ın(SAV) başka birine bu kadar ağladığı varid değildir. Şöyle buyurmuştu gözyaşları içinde: “Bunun kadar acı bir başka musibet yaşamayacağım ebedi olarak.” Sonra şöyle ekledi: ”Bundan daha öfkeli bir hal yaşamamıştım.”
Müslümanlar da o yerde ve gökte Allah’ın aslanı yazılan mübarek insan hakkında birçok mersiye yazmışlardır. Resulullah’ın(SAV) meşhur şairi Hassan bin Sabit uzun bir kasidesinde şöyle der:
“Bırak kalıntısı bile yok olmuş evi,
Ağla Hamza’ya ki, kerem sahibi.
Atıyla yekvücut olmuş, gemleyip bindiğinde
Yiğit ve bahadır, ormanda arslan sanki.
Haşim neslinin doruğunda bir kılıç ki,
Hakkın dışında hiç didişmemiş, batıl uğrunda.”
Diğer ünlü bir şair, Abdullah bin Revaha da şöyle diyordu:
“Gözlerim yaş döküyor, hakkı da dökmek.
Artık fayda etmez ne ağlamak ne feryadı figan
Seherlerde Allah Arslanına..
“Öldürülen adamınız Hamza mıydı?” dediler.
Öyleyse tüm Müslümanların bu afet.
Ve Peygamber de gördü böyle bir musibet.
Ey Ebu Yâlâ! Direklerin vardı, yıkıldı.
Şan sahibiydin, iyilikseverdin, gözetirdin akrabayı”
Kız kardeşi Safiye de şöyle seslenmişti onun ardından:
“Arşın sahibi, gerçek İlah onu çağırdı,
Sevinç içinde cennette yaşamaya.
Umduğumuz huzur günü işte buydu,
En güzel sonuç olarak Hamza’ya
Unutmayacağım seni yemin olsun Allah’a
Ağlamaklı ve hüzünlü estikçe Sâbâ yeli”
Son olarak bütün mersiye ve kasidelerin ötesinde Hz. Resulullah’ın fermanını nakledelim amcası hakkında:
“Allah’ın rahmeti üzerine olsun. Sen bildiğim kadarıyla akrabalık bağlarını sağlam tutan ve çok hayır yapan biriydin.”
KAYNAKLAR
1-Yeryüzü Yıldızları-Halid Muhammed Halid- terc: Abdülkerim Akbaba-Beka Yayınları-İst–2003
2-Hanım Sahabilerin Hayatı-Hasan Kaluç- Kahraman Yayınları-İst–2005
3-Seçkin Sahabilerin Hayatı- Hasan Kaluç- Kahraman Yayınları-İst–2005
4-Efendimiz–1-Reşit Haylamaz- Işık Yayınları- İst–2006
5-Muhtasar Hayatü’s Sahabe-M. Yusuf Kandehlevi- Ravza Yayınları- İst–2000
6-Kısas-ı Enbiya- Ahmed Cevdet Paşa- Bedir Yayınevi- İst
Ç@K@ B£Y
28-09-2008, 23:03
HZ.ALİ’NİN DİLİNDEN ASHAB-I KİRAM EFENDİLERİMİZ
İbn Ebu Dünya, Ebu Erake'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: Hz. Ali ile birlikte sabah namazını kıldım. Sağına döndüğünde biraz durdu. Üzerinde bir hüzün var gibiydi. Güneş doğup mescidin duvarından bir mızrak boyu kadar yükseldiğinde iki rekât namaz kıldı.
Sonra ellerini çevirip şöyle dedi: "Allah'a yemin ederim ki ben Muhammed (s.a.v.)'in ashabını gördüm. Ama bugün onları andıran hiçbir şey göremiyorum. Onlar fazlaca secdeye vardıklarından yüzleri ve alınları tozlanmış olarak sabahlarlardı. Tıpkı kendisine taziyette bulunulan kimse gibi üzgün dururlardı. Gecelerini Allah'a secde edip kıyamda durarak ve Allah'ın kitabını okuyarak geçirirlerdi. Ayakları ve alınları fazlaca namaz kılmaktan yorulur ve gecelerini öylece geçirirlerdi. Sabah olduğunda da Allah'ı zikrederler ve rüzgârlı bir günde ağaçların yan yatışı gibi yatarlardı. Gözlerinden yaşlar boşanır, öyle ki elbiseleri ıslanırdı. Allah'a yemin ederim ki bugünkü halk geceyi gafletle geçiriyor."(İbn-i Kesir- El Bidaye)
SAAD BİN EBU VAKKAS’IN GÖZYAŞLARI
Aşere-i mübeşşereden Saad bin Ebu Vakkas hazretleri, dört halife devrinden sonra hakkın zayi edildiği dönemlere erişmiş ve şöyle demişti: “Hayatımda üç gün ağladım; Bunlardan biri Resul-i Ekrem’in irtihal ettiği gündü. İkincisi Osman’ın katlolunduğu gündü. Şimdi de Hakka ağlıyorum.”
“DÜNYA SANA DOKUNAMADI”
Hz. Ömer Şam’a gittiği zaman kendisini karşılayan umeraya; “Kardeşim nerde?” diye sormuştu. Kimi kastettiğini sorduklarında “Ebu Ubeyde” cevabını verdi. “Şimdi geliyor” dediler. Nihayet iki büyük insan karşılaşıp kucaklaştılar. Hz. Ömer; “Haydi senin evine gidelim” deyince Ebu Ubeyde; “benim evimde ne yapacaksın? Beni mi görmeye geldin evimi mi?” diye latife etti, sonra beraber gittiler.
Hz Ömer, Ebu Ubeyde’nin evinde bir şey göremeyince, ona ‘Nerede senin eşyan, burada bir kaç kırba gibi şeylerden başka bir şey yok mu?’ demiş. Ebu Ubeyde bir zembil getirerek bir kaç lokma çıkarınca Koca halife ağlamaya başlamış ve “Ebu Ubeyde! Dünya herkesi değiştirdi yalnız seni değiştiremedi” demişti.
İBADETTE İTİDAL
Efendimiz(ASM) sırat-ı müstakim’in, denge yolunun ete kemiğe bürünmüş hali demektir. Onun hayatının hiçbir devresinde ifrat ve tefrite rastlanamaz. İbadetten başka hiçbir şey düşünmeyen Abdullah bin Amr bin As(RA)’ı itidale davet ederken de bu hususu görüyoruz: “Her âbidin, ibadet için hamleler duyduğu zamanlar vardır. Fakat bu hamleyi bir fütur takip eder. O zaman insan ya sünnete doğru gider, yahut bidate. Fütur anında sünnete giden hidayete ermiş olur. Fakat başka bir yola giden helak olur.”
Ç@K@ B£Y
28-09-2008, 23:04
ALLAH cc razı olsun... Kalksamvedirilsem...Bu sayede bizlerde onların yaşadığı asra hayalen seyahat ediyoruz..
HZ. ALİ VE FATIMA’NIN İBRETLİK İFTARLARI
Hz. Hasan ve Hüseyin Efendilerimiz hastalandıklarında, Hz. Ömer'in (R.A.) tavsiyesiyle, Hz. Ali ve Hz. Fâtıma (R.A.) çocukların iyileşmeleri halinde, üç gün oruç tutmaya nezrettiler. Cenâb-ı Hak, Hz. Hasan ve Hüseyin Efendilerimize şifa ihsan etti. O gün için üç günlük yiyecekleri vardı. Akşam üzeri iftar sofrasına oturduklarında kapıya bir yoksul geldi. O günkü iftarlık ekmeklerini O'na sadaka olarak verdiler. İkinci gün de yine iftar vakti bir yetim, üçüncü iftarda ise, bir esir geldi ve iftarlık ekmeklerini onlara vererek üç gün iftarsız oruç tuttular. Bunun üzerine İnsan sûresi 7. ve 8. âyet-i kerîmeleri nazil oldu:
"(Cennetlik olan iyi insanlar o kimselerdir ki, dünyada) adaklarını yerine getirirler ve azabı salgın olan bir günden korkarlar. Yoksula, yetime, esire seve seve yemek yedirirler. (Sonra onlara şöyle derler) size ancak Allah rızası için yediriyoruz. Sizden ne bir hediye isteriz, ne de bir teşekkür."
ÇOCUĞU VEFAT EDENLERE DENİLECEK ÖRNEK BİR TAZİYENAME
Resûl-i Ekrem Efendimiz (s.a.v.) oğlu vefat eden Hz. Muâz’a (r.a.) yazdığı taziye mektubunun bir bölümünde şöyle buyurmaktadır:
“Senin bu oğlun Allah’ın sana güzel bir hibesi idi. Cenâb-ı Hak onunla bir zaman seni ferahlandırdı, sürûrlandırdı. Sonra onu aldı ve büyük bir sevap verdi. Şu şartla ki sabreder ve o sevabı hesaba katarsan...
Mektubun devamında, "Yâ Muâz, Allah sana hem oğlunun ölmesi, hem de sevaptan mahrum olmak gibi iki musibeti birden vermesin," ifâdesi yer almaktadır.
Salih Okur
Ç@K@ B£Y
28-09-2008, 23:04
GÜNAH İŞLEYENE DEĞİL GÜNAHA BUĞZETMEK
Ebu Kılabe naklediyor: Ebu Derda(RA) günah işleyen birisine söven bir topluluğun yanından geçerken onlara: “Eğer siz bu adamın bir kuyuya düştüğünü görseydiniz onu oradan çıkarmaz mıydınız?” diye sordu. “Evet” cevabını alınca: “Kardeşinize sövmeyin, sizi onun durumuna düşürmekten koruyan Allah’a hamd edin” dedi. Onlar; “Demek sen ona buğz etmiyorsun” dediklerinde,”Ben ameline buğz ediyorum” buyurdu.
GÜZEL BİR KUL MİSALİ
Abdullah bin Zübeyir(RA) İslam Tarihinin iftiharla andığı meşhur kahraman. Haccac-ı Zalim’in ordularınca şehid edilen bu “kahraman-ı âlişan” aksiyon yönü kadar kullukta derinleşmesi de ibret verici. Bir gün Ömer Bin Abdülaziz, Ebu Muleyke’nin oğlundan rica eder; “Bana biraz İbn-i Zübeyir’i anlatsana.” Oda şunları ifade eder: “Yemin ederim ki ben böyle fevkalade bir insan daha görmedim. Namaza başladığında sanki maddi ve dünyevi her şeyden sıyrılırdı. Rüku ederken, secde ederken onu cansız bir duvar sanırdın, ya da bir kenara atılmış bir elbise. Bu esnada öylesine ilgisiz, öylesine duyarsızdı dış dünyaya. Bir keresinde namaz kılarken bir mancınık kurşunu tam çenesinin dibinden geçmişti de, kılı bile kıpırdamamıştı. Ne kıraatini kesmiş, ne de hızlandırmıştı. Duymamıştı sanki.”
vBulletin v3.8.3, Copyright ©2006-2012, Jelsoft Enterprises Ltd.