GüL
12-03-2009, 11:44
Mehmetçik , imanından kaynaklanan bir vicdan ve merhametle, düşmanlarını bile hayrete ve hayranlığa düşürdü. Kanın, kinin, ateşin ortasında bir sevgi destanı yazdı. Gördüğü acımasız tavra ve işkenceye rağmen, sonuna kadar hep insan kaldı. Bu sebeple de, düşmanlarını bile kendine hayran bıraktı.
İşte o güzel insanlar, Osmanlı hükümeti'ni de heyecanlandırdı. Yetkili makamlar, o zamanın seçkin yazar şair ve ressamlarını Çanakkale'ye davet etti Aydın larımız cepheye geldiler. Ateş hattına kadar, siperlerde gezdirildiler.Onlardan bu inanılamaz destanın, hikaye si,şiiri,resmi istendi.
O günün Aydın ları da gördüklerini, duyduklarını,hissettiklerini ortaya koydular. Ancak onlardan hiçbiri, Mehmed Akif çapında bir eser ortaya koyamadı. Oysa ki, rahmetli Mehmed Akif ,Çanakkale 'yi göremedi. Çünkü o sırada, görevi gereği yurt dışında idi.
Buna rağmen, Çanakkale 'ye en muhteşem abideyi dikmek, İslam Şairi olan Mehmed Akif dedemize nasip oldu.
Zira Mehmed Akif dedemiz, bu mazhariyeti tamamiyle hak eden derin bir samimiyetin temsilcisidir. Çünkü Çanakkale , en başından beri Akif 'imizin yürek sızısı ve sevdası olmuştur.
Birinci Dünya Savaşı devam ederken, Akif dedemiz çok önemli bir görevle Berlin 'e gider. Çünkü Afrika 'nın, Asya 'nın garip ve bilgisiz Müslümanları İngilizler ve Fransızlar tarafından aldatılmışlardır.
O garip Müslümanlara, Almanların Osmanlıya saldırdığı, İngilizlerin de halifeyi kurtarmak için harekete geçtiği anlatılıyor ve ekleniyor:
'-Gelin, bizimle birlikte Almanlara karşı savaşın; böylece hem para kazanın, hem de Halifenizi kurtarıp sevap kazanın.'
O garip Müslümanlar da, bu İngiliz yalanına aldanıp cephelere koşuyor ve en ön saflarda Almanlara karşı savaşıyorlar. Daha acısı, bir kısmı da Çanakkale 'de Osmanlı 'ya karşı savaşıp, Osmanlı 'nın başındaki Halife 'ye yardım ettiklerini sanıyorlar.
Afrika'nın, Hindistan 'ın bu zavallı Müslümanlarından binlercesi Almanlara esir oluyor ve dolayısiyle de, hangi amaçla savaştıkları ortaya çıkıyor. Almanlar bunlara aldatılmış olduklarını söylüyorlarsa da, inandırıcı olamıyorlar. Anlaşılıyor ki, İngiliz propagandası oldukça iyi kandırmış o Müslümanları...
Almanlar , bu esir Müslümanlara gerçeği anlatmaktan aciz kalınca , Padişah'tan yardım istediler. Anladılar ki, bu Müslümanlar, ancak bir Müslüman'a inanırdı. Hele de Osmanlı olursa Müslüman, bir de Halife 'nin selamıyla gelirse, mesele kalmazdı.
İşte Mehmet Akif dedemiz, o garip Müslümanlara doğruyu anlatmak için görevlendirildi ve Berlin 'e gönderildi.
Vünsdorf'taki karargahta toplanan esir Müslümanlar, Akif dedemizi dinledikçe üzüldüler; nasıl da sahtekarca aldatılmış bulunduklarına teessüfler ettiler , içten içe ızdıraplı gözyaşları döktüler.
Akif dedemizin konuşmaları o kadar etkili oldu ki, Almanlar bazı konuşmalarını plağa kaydettiler ve megafonlarla çeşitli cephelerin ateş hatlarında İngiliz -Fransız askeri olarak bulunan Müslümanlara dinlettiler.
Bu faaliyetlerden sonra, bir çok Müslüman Almanlara karşı çarpışmaktan vazgeçti. Bir kısmı, bir yolunu bulup kaçarak saf değiştirdi.Bir kısmı da, hayatı pahasına savaşmayı reddetti.
İşte o günlerde, Akif dedemizin gözünden yaş, gönlünden hüzün eksik olmuyordu. Çünkü aklı fikri hepÇanakkale 'de idi. Ruhen o kadarÇanakkale (http://frmevrensel.com/haberleri/canakkale/) ile dolu idi ki, Almanların kendisini özel ve önemli bir resmi misafir olarak ağırlayacakları lüks bir otelde kalmayı bile kabul etmemişti.
Bütün Avrupa 'nın en lüks oteli olan Adlon 'un şatafatı çok rahatsız etmişti dedemizi…Daha mütevazı bir yer rica etti. Orada kalması için ısrarlar netice vermeyince, sebebini sordular.
'-Niçin bu çok rahat edeceğiniz otelde kalmak istemiyorsunuz?'dediler.
Cevap, tam da bir ahlak ve karakter adamına yaraşır güzellikteydi:
'-Benim, burada temsil ettiğim milletin evladı olan Mehmetçikler , şimdi [/URL]Çanakkale (http://frmevrensel.com/haberleri/canakkale/) 'de kan ve can pazarında, aç , açık, perişan olarak vatan müdafaası yapıyorlar. Onlar her türlü perişanlığın, yoksulluğun ve mahrumiyetin içinde çırpınırlarken, bu otelin rahatlığı beni rahatsız eder. Buradaki lüks bana batar.
Israrlar netice vermeyince, Akif dedemizi daha mütevazı bir otele götürürler. Fakat orası da fazladır Akif 'imize… Nihayet daha basit,daha sıradan bir otele yerleşmeyi kabul eder.
Zira, Çanakkale (http://frmevrensel.com/haberleri/canakkale/) Akif 'imizin bütün benliğine yerleşmiş, gönlünde yer etmiş, gündeminin ilk maddesi olMuş (http://frmevrensel.com/haberleri/mus/)tu. Bu sebeple, Berlin 'de kaldığı günlerde, her sabah ilk işi, askeri ataşemiz Binbaşı Ömer Lutfi Bey 'e (http://frmevrensel.com/haberleri/canakkale/)Çanakkale (http://frmevrensel.com/haberleri/canakkale/) 'yi sormaktı.
-Ömer Lütfi Bey , ne olacak bu Çanakkale (http://frmevrensel.com/haberleri/canakkale/) 'nin hali?
Ömer Lutfi Bey de, her defasında, 'Akif Bey , tabii ki Allah (http://frmevrensel.com/haberleri/allah/) 'tan ümit kesilmez amma, maddi sebeplere göre, Çanakkale (http://frmevrensel.com/haberleri/canakkale/)
'-Çanakkale (http://frmevrensel.com/haberleri/canakkale/) 'de askeri açıdan bir ümit ışığı görünmüyor' haberi, Akif dedemizin mübarek gözlerini çeşmeleştirirdi.
Gözyaşı seline duayı, niyazı , yanık yakarışları katmak için, kendisine tenha bir köşe arardı Akifimiz…Belki de ruhen Çanakkale (http://frmevrensel.com/haberleri/canakkale/) 'ye gider, onlardan biri gibi hissettiği mübarek varlığıyla, Mehmetçiklerin siperlerine iner, onları tek tek kucaklar, onlarla birlikte ağlar, yakarır, yalvarırdı.
Mehmet Akif Berlin 'deydi . Çanakkale (http://frmevrensel.com/haberleri/canakkale/) 'den binlerce kilometre uzaktaydı ama, böylesineÇanakkale (http://frmevrensel.com/haberleri/canakkale/) 'ye yakındı, Çanakkale (http://frmevrensel.com/haberleri/canakkale/) 'yle doluydu…Çanakkale (http://frmevrensel.com/haberleri/canakkale/) ile uyuyor ve Çanakkale (http://frmevrensel.com/haberleri/canakkale/)
Askeri Ataşemizin, her soruşunda tekrarladığı ümitsiz haber ve yorumlarla, içten içe sarsılır ve daima gönlünü Rabbine açarak yakarışını artırırdı.
Bu duygu ve düşüncedeki Akif 'imiz,Çanakkale (http://frmevrensel.com/haberleri/canakkale/) 'ye en muhteşem edebiyat abidesini dikmesin de, başka hangi şairimiz diksindi?
Çanakkale (http://frmevrensel.com/haberleri/canakkale/)'ye aşılamayan bir destan yazmak için, oraya gövdesiyle gitmesine ve kafa gözüyle orada olup bitenleri görmesine gerek yoktu. Çünkü Akif dedemizin gönül gözü hep oradaydı ve dolayısiyle de, oraya giden yazar (http://frmevrensel.com/haberleri/yazar/) ve şairlerimizin hepsinden daha muhteşem dile getirmiştir [URL="http://frmevrensel.com/haberleri/canakkale/"]Çanakkale (http://frmevrensel.com/haberleri/canakkale/) 'yi…
Yani, imanın zaferini, İslam 'ın Şairi yazmıştır. Akif dedemizin, Çanakkale (http://frmevrensel.com/haberleri/canakkale/) 'yi destanlaştıran şiirinin aşılamayışı bundandır.
Şiirini, şiir yazmak için yazmamıştır.
Zaferi duyar duymaz , içinde birikenler bir volkan gibi patlamış ve o abide şiir ortaya çıkmıştır.
Şiirini, zaferi duyduğu an yazmamıştır. Şiir zaten onun içindeydi ve çoktan hazırdı.
Mehmed Akif merhum, hiç görmediği Çanakkale (http://frmevrensel.com/haberleri/canakkale/)'nin zafer destanını da binlerce kilometre uzakta, Arabistan'daki El Muazzama adlı küçücük bir tren istasyonunda yazdı.
Yine önemli ve özel bir görevle gelmişti çölün ortasına…Çünkü İngilizler sadece Afrika (http://frmevrensel.com/haberleri/afrika/)lı ve Hindistanlı Müslümanları kandırmıyordu. Arap kardeşlerimizi de Osmanlı 'dan koparmak için, her türlü entrikayı çeviriyor ve sandıklar dolusu altın saçıp savuruyordu.
Akif dedem bu defa da, o kardeşlerimizi birliğe, beraberliğe ve düşmana alet olmamaya çağırıyordu. İşte o çok zahmetli, külfetli ve meşakkatli yolculuğun bir durağıydı bu tren istasyonu …
Akşamdan sonra gelen bir telgraf , o çöl gece (http://frmevrensel.com/haberleri/gece/)sini apaydın (http://frmevrensel.com/haberleri/aydin/)lık etmişti. Çünkü bu telgraf, (http://frmevrensel.com/haberleri/canakkale/)Çanakkale (http://frmevrensel.com/haberleri/canakkale/)'de kazandığımız zaferi müjdelemekteydi.
Nihayet, dünya devlerinden oluşmuş (http://frmevrensel.com/haberleri/mus/) o saldırgan düşman, Çanakkale (http://frmevrensel.com/haberleri/canakkale/) 'den defolup gitmiş,18 Mart 1915 teki deniz zaferimize , bir de kara zaferi eklenmiş, böylece Çanakkale (http://frmevrensel.com/haberleri/canakkale/)
Bu nasıl bir müjdeydi!..
Bu ne inanılmaz bir gerçekti!..
Akif dedem, kalemini kağıdını kaptığı gibi, kendisini o küçük istasyonun arkasındaki hurmalığa attı. Yaslandığı hurma ağacı, o muhteşem Şair'in makamı oldu.
Hilal , temsil ettiği inancın zaferi aşkına apaydın (http://frmevrensel.com/haberleri/aydin/)lıktı. Gözü yaşlı Şairimiz hem ağladı, hem söyledi…Islak sayfalar, işlek bir kalemle nurlanıyordu. Sabaha karşı, İslam 'ın Şair'i imanın zaferine en muhteşem abideyi dikmiş bulunuyordu.
Böyle bir şiir geçilebilir mi?
Bu şiir geçilemez, tıp (http://frmevrensel.com/haberleri/tip/)kı Çanakkale (http://frmevrensel.com/haberleri/canakkale/) 'nin geçilemediği gibi…
Çünkü Akif 'imiz, (http://frmevrensel.com/haberleri/canakkale/)Çanakkale (http://frmevrensel.com/haberleri/canakkale/) destanının sadece şairi değildir; gözü yaşlı bir sevdalısıdır.
İşte bu sebeple Akif dedemiz, Çanakkale (http://frmevrensel.com/haberleri/canakkale/) 'nin manevi kahraman (http://frmevrensel.com/haberleri/kahraman/)larından sayılır.
Adı Çanakkale (http://frmevrensel.com/haberleri/canakkale/) ile bir olmuş (http://frmevrensel.com/haberleri/mus/)tur.
Çanakkale (http://frmevrensel.com/haberleri/canakkale/) O'nun şiiriyle gönüllere dolmuş (http://frmevrensel.com/haberleri/mus/)tur.
Akif olmaksızın, şiiri okunmaksızın anılamazÇanakkale (http://frmevrensel.com/haberleri/canakkale/)
Akif 'imizle Çanakkale (http://frmevrensel.com/haberleri/canakkale/), ayrışmamak üzere kaynaşmıştır. Bu sebeple diyoruz ki;
Akifsiz Çanakkale (http://frmevrensel.com/haberleri/canakkale/) noksan, Çanakkale (http://frmevrensel.com/haberleri/canakkale/) 'siz Akif eksik kalır.
…………………………………….
Akif dedem, şiirine noktayı sabah ezanıyla koydu.
Ey Şehit oğlu şehit,isteme benden makber ,
Sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber (http://frmevrensel.com/haberleri/peygamber/).
Mehmetçiğe abideyi geç dikeceğimiz içine doğmuş (http://frmevrensel.com/haberleri/mus/) sanki. İngilizler 1926, Fransızlar 1930, biz ise ancak 1960 yılında, hem de tamamlanamamış olarak açmıştık abideyi. Akif Dedem, acaba bu ihmalimizi mi hissetmişti de, zaferi duyar duymaz hemen bu muhteşem abideyi dikivermişti.-VEHBİ VAKKASOĞLU
İşte o güzel insanlar, Osmanlı hükümeti'ni de heyecanlandırdı. Yetkili makamlar, o zamanın seçkin yazar şair ve ressamlarını Çanakkale'ye davet etti Aydın larımız cepheye geldiler. Ateş hattına kadar, siperlerde gezdirildiler.Onlardan bu inanılamaz destanın, hikaye si,şiiri,resmi istendi.
O günün Aydın ları da gördüklerini, duyduklarını,hissettiklerini ortaya koydular. Ancak onlardan hiçbiri, Mehmed Akif çapında bir eser ortaya koyamadı. Oysa ki, rahmetli Mehmed Akif ,Çanakkale 'yi göremedi. Çünkü o sırada, görevi gereği yurt dışında idi.
Buna rağmen, Çanakkale 'ye en muhteşem abideyi dikmek, İslam Şairi olan Mehmed Akif dedemize nasip oldu.
Zira Mehmed Akif dedemiz, bu mazhariyeti tamamiyle hak eden derin bir samimiyetin temsilcisidir. Çünkü Çanakkale , en başından beri Akif 'imizin yürek sızısı ve sevdası olmuştur.
Birinci Dünya Savaşı devam ederken, Akif dedemiz çok önemli bir görevle Berlin 'e gider. Çünkü Afrika 'nın, Asya 'nın garip ve bilgisiz Müslümanları İngilizler ve Fransızlar tarafından aldatılmışlardır.
O garip Müslümanlara, Almanların Osmanlıya saldırdığı, İngilizlerin de halifeyi kurtarmak için harekete geçtiği anlatılıyor ve ekleniyor:
'-Gelin, bizimle birlikte Almanlara karşı savaşın; böylece hem para kazanın, hem de Halifenizi kurtarıp sevap kazanın.'
O garip Müslümanlar da, bu İngiliz yalanına aldanıp cephelere koşuyor ve en ön saflarda Almanlara karşı savaşıyorlar. Daha acısı, bir kısmı da Çanakkale 'de Osmanlı 'ya karşı savaşıp, Osmanlı 'nın başındaki Halife 'ye yardım ettiklerini sanıyorlar.
Afrika'nın, Hindistan 'ın bu zavallı Müslümanlarından binlercesi Almanlara esir oluyor ve dolayısiyle de, hangi amaçla savaştıkları ortaya çıkıyor. Almanlar bunlara aldatılmış olduklarını söylüyorlarsa da, inandırıcı olamıyorlar. Anlaşılıyor ki, İngiliz propagandası oldukça iyi kandırmış o Müslümanları...
Almanlar , bu esir Müslümanlara gerçeği anlatmaktan aciz kalınca , Padişah'tan yardım istediler. Anladılar ki, bu Müslümanlar, ancak bir Müslüman'a inanırdı. Hele de Osmanlı olursa Müslüman, bir de Halife 'nin selamıyla gelirse, mesele kalmazdı.
İşte Mehmet Akif dedemiz, o garip Müslümanlara doğruyu anlatmak için görevlendirildi ve Berlin 'e gönderildi.
Vünsdorf'taki karargahta toplanan esir Müslümanlar, Akif dedemizi dinledikçe üzüldüler; nasıl da sahtekarca aldatılmış bulunduklarına teessüfler ettiler , içten içe ızdıraplı gözyaşları döktüler.
Akif dedemizin konuşmaları o kadar etkili oldu ki, Almanlar bazı konuşmalarını plağa kaydettiler ve megafonlarla çeşitli cephelerin ateş hatlarında İngiliz -Fransız askeri olarak bulunan Müslümanlara dinlettiler.
Bu faaliyetlerden sonra, bir çok Müslüman Almanlara karşı çarpışmaktan vazgeçti. Bir kısmı, bir yolunu bulup kaçarak saf değiştirdi.Bir kısmı da, hayatı pahasına savaşmayı reddetti.
İşte o günlerde, Akif dedemizin gözünden yaş, gönlünden hüzün eksik olmuyordu. Çünkü aklı fikri hepÇanakkale 'de idi. Ruhen o kadarÇanakkale (http://frmevrensel.com/haberleri/canakkale/) ile dolu idi ki, Almanların kendisini özel ve önemli bir resmi misafir olarak ağırlayacakları lüks bir otelde kalmayı bile kabul etmemişti.
Bütün Avrupa 'nın en lüks oteli olan Adlon 'un şatafatı çok rahatsız etmişti dedemizi…Daha mütevazı bir yer rica etti. Orada kalması için ısrarlar netice vermeyince, sebebini sordular.
'-Niçin bu çok rahat edeceğiniz otelde kalmak istemiyorsunuz?'dediler.
Cevap, tam da bir ahlak ve karakter adamına yaraşır güzellikteydi:
'-Benim, burada temsil ettiğim milletin evladı olan Mehmetçikler , şimdi [/URL]Çanakkale (http://frmevrensel.com/haberleri/canakkale/) 'de kan ve can pazarında, aç , açık, perişan olarak vatan müdafaası yapıyorlar. Onlar her türlü perişanlığın, yoksulluğun ve mahrumiyetin içinde çırpınırlarken, bu otelin rahatlığı beni rahatsız eder. Buradaki lüks bana batar.
Israrlar netice vermeyince, Akif dedemizi daha mütevazı bir otele götürürler. Fakat orası da fazladır Akif 'imize… Nihayet daha basit,daha sıradan bir otele yerleşmeyi kabul eder.
Zira, Çanakkale (http://frmevrensel.com/haberleri/canakkale/) Akif 'imizin bütün benliğine yerleşmiş, gönlünde yer etmiş, gündeminin ilk maddesi olMuş (http://frmevrensel.com/haberleri/mus/)tu. Bu sebeple, Berlin 'de kaldığı günlerde, her sabah ilk işi, askeri ataşemiz Binbaşı Ömer Lutfi Bey 'e (http://frmevrensel.com/haberleri/canakkale/)Çanakkale (http://frmevrensel.com/haberleri/canakkale/) 'yi sormaktı.
-Ömer Lütfi Bey , ne olacak bu Çanakkale (http://frmevrensel.com/haberleri/canakkale/) 'nin hali?
Ömer Lutfi Bey de, her defasında, 'Akif Bey , tabii ki Allah (http://frmevrensel.com/haberleri/allah/) 'tan ümit kesilmez amma, maddi sebeplere göre, Çanakkale (http://frmevrensel.com/haberleri/canakkale/)
'-Çanakkale (http://frmevrensel.com/haberleri/canakkale/) 'de askeri açıdan bir ümit ışığı görünmüyor' haberi, Akif dedemizin mübarek gözlerini çeşmeleştirirdi.
Gözyaşı seline duayı, niyazı , yanık yakarışları katmak için, kendisine tenha bir köşe arardı Akifimiz…Belki de ruhen Çanakkale (http://frmevrensel.com/haberleri/canakkale/) 'ye gider, onlardan biri gibi hissettiği mübarek varlığıyla, Mehmetçiklerin siperlerine iner, onları tek tek kucaklar, onlarla birlikte ağlar, yakarır, yalvarırdı.
Mehmet Akif Berlin 'deydi . Çanakkale (http://frmevrensel.com/haberleri/canakkale/) 'den binlerce kilometre uzaktaydı ama, böylesineÇanakkale (http://frmevrensel.com/haberleri/canakkale/) 'ye yakındı, Çanakkale (http://frmevrensel.com/haberleri/canakkale/) 'yle doluydu…Çanakkale (http://frmevrensel.com/haberleri/canakkale/) ile uyuyor ve Çanakkale (http://frmevrensel.com/haberleri/canakkale/)
Askeri Ataşemizin, her soruşunda tekrarladığı ümitsiz haber ve yorumlarla, içten içe sarsılır ve daima gönlünü Rabbine açarak yakarışını artırırdı.
Bu duygu ve düşüncedeki Akif 'imiz,Çanakkale (http://frmevrensel.com/haberleri/canakkale/) 'ye en muhteşem edebiyat abidesini dikmesin de, başka hangi şairimiz diksindi?
Çanakkale (http://frmevrensel.com/haberleri/canakkale/)'ye aşılamayan bir destan yazmak için, oraya gövdesiyle gitmesine ve kafa gözüyle orada olup bitenleri görmesine gerek yoktu. Çünkü Akif dedemizin gönül gözü hep oradaydı ve dolayısiyle de, oraya giden yazar (http://frmevrensel.com/haberleri/yazar/) ve şairlerimizin hepsinden daha muhteşem dile getirmiştir [URL="http://frmevrensel.com/haberleri/canakkale/"]Çanakkale (http://frmevrensel.com/haberleri/canakkale/) 'yi…
Yani, imanın zaferini, İslam 'ın Şairi yazmıştır. Akif dedemizin, Çanakkale (http://frmevrensel.com/haberleri/canakkale/) 'yi destanlaştıran şiirinin aşılamayışı bundandır.
Şiirini, şiir yazmak için yazmamıştır.
Zaferi duyar duymaz , içinde birikenler bir volkan gibi patlamış ve o abide şiir ortaya çıkmıştır.
Şiirini, zaferi duyduğu an yazmamıştır. Şiir zaten onun içindeydi ve çoktan hazırdı.
Mehmed Akif merhum, hiç görmediği Çanakkale (http://frmevrensel.com/haberleri/canakkale/)'nin zafer destanını da binlerce kilometre uzakta, Arabistan'daki El Muazzama adlı küçücük bir tren istasyonunda yazdı.
Yine önemli ve özel bir görevle gelmişti çölün ortasına…Çünkü İngilizler sadece Afrika (http://frmevrensel.com/haberleri/afrika/)lı ve Hindistanlı Müslümanları kandırmıyordu. Arap kardeşlerimizi de Osmanlı 'dan koparmak için, her türlü entrikayı çeviriyor ve sandıklar dolusu altın saçıp savuruyordu.
Akif dedem bu defa da, o kardeşlerimizi birliğe, beraberliğe ve düşmana alet olmamaya çağırıyordu. İşte o çok zahmetli, külfetli ve meşakkatli yolculuğun bir durağıydı bu tren istasyonu …
Akşamdan sonra gelen bir telgraf , o çöl gece (http://frmevrensel.com/haberleri/gece/)sini apaydın (http://frmevrensel.com/haberleri/aydin/)lık etmişti. Çünkü bu telgraf, (http://frmevrensel.com/haberleri/canakkale/)Çanakkale (http://frmevrensel.com/haberleri/canakkale/)'de kazandığımız zaferi müjdelemekteydi.
Nihayet, dünya devlerinden oluşmuş (http://frmevrensel.com/haberleri/mus/) o saldırgan düşman, Çanakkale (http://frmevrensel.com/haberleri/canakkale/) 'den defolup gitmiş,18 Mart 1915 teki deniz zaferimize , bir de kara zaferi eklenmiş, böylece Çanakkale (http://frmevrensel.com/haberleri/canakkale/)
Bu nasıl bir müjdeydi!..
Bu ne inanılmaz bir gerçekti!..
Akif dedem, kalemini kağıdını kaptığı gibi, kendisini o küçük istasyonun arkasındaki hurmalığa attı. Yaslandığı hurma ağacı, o muhteşem Şair'in makamı oldu.
Hilal , temsil ettiği inancın zaferi aşkına apaydın (http://frmevrensel.com/haberleri/aydin/)lıktı. Gözü yaşlı Şairimiz hem ağladı, hem söyledi…Islak sayfalar, işlek bir kalemle nurlanıyordu. Sabaha karşı, İslam 'ın Şair'i imanın zaferine en muhteşem abideyi dikmiş bulunuyordu.
Böyle bir şiir geçilebilir mi?
Bu şiir geçilemez, tıp (http://frmevrensel.com/haberleri/tip/)kı Çanakkale (http://frmevrensel.com/haberleri/canakkale/) 'nin geçilemediği gibi…
Çünkü Akif 'imiz, (http://frmevrensel.com/haberleri/canakkale/)Çanakkale (http://frmevrensel.com/haberleri/canakkale/) destanının sadece şairi değildir; gözü yaşlı bir sevdalısıdır.
İşte bu sebeple Akif dedemiz, Çanakkale (http://frmevrensel.com/haberleri/canakkale/) 'nin manevi kahraman (http://frmevrensel.com/haberleri/kahraman/)larından sayılır.
Adı Çanakkale (http://frmevrensel.com/haberleri/canakkale/) ile bir olmuş (http://frmevrensel.com/haberleri/mus/)tur.
Çanakkale (http://frmevrensel.com/haberleri/canakkale/) O'nun şiiriyle gönüllere dolmuş (http://frmevrensel.com/haberleri/mus/)tur.
Akif olmaksızın, şiiri okunmaksızın anılamazÇanakkale (http://frmevrensel.com/haberleri/canakkale/)
Akif 'imizle Çanakkale (http://frmevrensel.com/haberleri/canakkale/), ayrışmamak üzere kaynaşmıştır. Bu sebeple diyoruz ki;
Akifsiz Çanakkale (http://frmevrensel.com/haberleri/canakkale/) noksan, Çanakkale (http://frmevrensel.com/haberleri/canakkale/) 'siz Akif eksik kalır.
…………………………………….
Akif dedem, şiirine noktayı sabah ezanıyla koydu.
Ey Şehit oğlu şehit,isteme benden makber ,
Sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber (http://frmevrensel.com/haberleri/peygamber/).
Mehmetçiğe abideyi geç dikeceğimiz içine doğmuş (http://frmevrensel.com/haberleri/mus/) sanki. İngilizler 1926, Fransızlar 1930, biz ise ancak 1960 yılında, hem de tamamlanamamış olarak açmıştık abideyi. Akif Dedem, acaba bu ihmalimizi mi hissetmişti de, zaferi duyar duymaz hemen bu muhteşem abideyi dikivermişti.-VEHBİ VAKKASOĞLU