HaneM
22-09-2008, 12:55
Azman dede
Azman Dede Balıkesir`de son gömdüğümüz Çanakkale gazisi İvrindi'nin
Mallıca köyünden 104 yaşında Azman Dede idi. Gençliğinde iki metreyi
aşkın boyu,dev
görünümüyle insan azmanı sayılmış herkes ona azman demeye
başlamış,soyadı kanunu çıkınaca da Azman soyadını almıştı. Esas ismi adeta unutulmuştu.Yıllar önce bir yerel ara ştı rma sıras ında Mallıca köyü
kahvesinde kendisiyle görüştüm. Kulakları a ğır işitiyordu. Köylülerden
biri yardımcı oldu. Benim sorduklarımı kulağına ba ğıra bağı ra
söyledi.
Onun sesine alışkın olduğundan anladı. Sordukları mı cevapladı . Söz
Çanakkale`ye geldiğinde o koca ihtiyar sarsıla sarsıla, hıçkırıklar
içinde ağlamaya başladı. Kendi zor duyduğu için kan çanağına dönen gözleriyle bizede duyurmak için bağıra bağıra anlatmaya başladı : -"Bir hücum sırasında bölük erimişti. Yüzbaşı telefonla takviye istedi. Gece yarısı siperleri takviye için istediğimiz askerler geldi. Hepsi askere alınmış gencecik
insanlardı. Ama içlerinde daha çocuk denecek yaşta üç-dört asker vardı
ki hemen dikkatimizi çekti. Bölüğü düzene soktum.Yüzbaşı gelenlerle tek
tek ilgileniyor, karanlıkta el yordamıyla üstlerini başlarını düzeltiyor,
sabah yapılacak olan süngü hücumuna hazırlıyorduSıra o çocuklara geldiğinde,o cıvıl cıvıl şarkı söylerek gelen çocuklar birden çakı gibi oldular.
Yüzbaşı
sordu; "Yavrum siz kimsiniz?",içlerinden biri; "Galatasaray Mektebi
Sultanisi talebeleriyiz Vatan için ölmeye geldik!.." diye cevap verdi.
Gönlüm akıverdi o çocuklara. Bu savaş için çok küçüktüler. Daha süngü
tutmasını bile bilmiyorlardı. Onlarla ilgilendim. "Mermi böyle basılır.
Tüfek şöyle tutulur. Süngü böyle takılır. Düşmana şöyle
saldırılır!.."
diye. Onları karşıma alıp bir bir gösterdim. Siperlerin arkasında ay
ışığında sabaha kadar talim yaptık.Gün ışımadan biraz dinlensinler diye
siperlere girdik. Ortalık hafif aydınlanır gibi olunca hep yaptıkları
gibi
düşman gemileri gelip siperlerimizi bombalamaya başladı lar. Yer gök
top
sesleriyle inliyordu.Her mermi düştüğünde minare gibi alevler
yükseliyor
birgün önce ölenlerinkol, bacak, el, ayak gibi parçaları havaya kalkan
toprakla siperlere düşüyordu. Mermiler üzerimizden ıslık çalarak
geçiyordu.
Siperler toz duman içinde kalmıştı. Bir ara yüzbaşı "Azman yandık!.."
diye
siperin köşesini işaret etti. O şarkı söyleyerek sipere gelen, sanki
çiçek
toplarm ış gibi neşeli olan o çocuklar siperin bir köşesinde sanki bir
yumak gibi birbirine sarılmış tir tir titriyorlardı. Çocuklar harbin
gerçeği ile ilk defa karşılaşıyorlardı.
Ürkmüşlerdi. Yüzbaşı yandık demekte
haklıydı. Muharebede bir ürküntü panik meydana getirebilirdi. Tam
onlara
doğru yaklaşırken içlerinden biri avaz avaz bir marş söylemeye
başladı!..Annem beni yeti ştirdi bu yerlere yolladıAl sancağı teslim
etti
Allah'a ısmarladıBoş oturma çalış dedi hizmet eyle vatanaSütüm sana
helal
olmaz saldırmazsan düşmanaBaktım hemen biraz sonra ona bir arkadaşı
daha
katıldı. Biraz sonra biri daha... Marş bitiyor yeniden başlıyorlar.
Bitiyor
bir daha söylüyorlar.Avaz avaz!.. Gözleri çakmak çakmak... Hücum anı
geldiğinde hepsi süngü takmış, tüfeklerine sımsıkı sarılmış, gözleri
yuvalarından fırlamış dişler kenetlenmiş bekliyorlardı . O an geldi.
Birden
yüzbaşı "Hücum!.."diye bağırdı. Bütün bölük, bütün tabur, bütün alay
cephenin her yerinden fırladık. İşte tam o anda, tam o anda, o çocuklar
kurulmuş gibi siperlerden
fırlayıverdiler. İşte o an. Tam o an bir makinalı
yavruları biçiverdi. Hepsi sipere geri düştüler. Kucağıma
dökülüverdiler.Onların o gül gibi yüzleri gözümün önünden gitmiyor. Hiç
gitmiyor!.. İşte ben ona ağlıyorum, o çocuklara ağlıyorum!.."Azman dede
ağlıyordu. Ben ağlıyordum. Kahvede kim varsa ağlıyordu.Kahveci
gözyaşları
içinde bize çay getirdi. Eğildi;"Azman dede hep ağlar. Niye ağladığını
bugün ilk defa anlattı ." Dedi.
C. Bayar Üniversitesi Öğrenci Konseyi'nin hazırladığı Çanakkale adlı
kitapçıktan.
Azman Dede Balıkesir`de son gömdüğümüz Çanakkale gazisi İvrindi'nin
Mallıca köyünden 104 yaşında Azman Dede idi. Gençliğinde iki metreyi
aşkın boyu,dev
görünümüyle insan azmanı sayılmış herkes ona azman demeye
başlamış,soyadı kanunu çıkınaca da Azman soyadını almıştı. Esas ismi adeta unutulmuştu.Yıllar önce bir yerel ara ştı rma sıras ında Mallıca köyü
kahvesinde kendisiyle görüştüm. Kulakları a ğır işitiyordu. Köylülerden
biri yardımcı oldu. Benim sorduklarımı kulağına ba ğıra bağı ra
söyledi.
Onun sesine alışkın olduğundan anladı. Sordukları mı cevapladı . Söz
Çanakkale`ye geldiğinde o koca ihtiyar sarsıla sarsıla, hıçkırıklar
içinde ağlamaya başladı. Kendi zor duyduğu için kan çanağına dönen gözleriyle bizede duyurmak için bağıra bağıra anlatmaya başladı : -"Bir hücum sırasında bölük erimişti. Yüzbaşı telefonla takviye istedi. Gece yarısı siperleri takviye için istediğimiz askerler geldi. Hepsi askere alınmış gencecik
insanlardı. Ama içlerinde daha çocuk denecek yaşta üç-dört asker vardı
ki hemen dikkatimizi çekti. Bölüğü düzene soktum.Yüzbaşı gelenlerle tek
tek ilgileniyor, karanlıkta el yordamıyla üstlerini başlarını düzeltiyor,
sabah yapılacak olan süngü hücumuna hazırlıyorduSıra o çocuklara geldiğinde,o cıvıl cıvıl şarkı söylerek gelen çocuklar birden çakı gibi oldular.
Yüzbaşı
sordu; "Yavrum siz kimsiniz?",içlerinden biri; "Galatasaray Mektebi
Sultanisi talebeleriyiz Vatan için ölmeye geldik!.." diye cevap verdi.
Gönlüm akıverdi o çocuklara. Bu savaş için çok küçüktüler. Daha süngü
tutmasını bile bilmiyorlardı. Onlarla ilgilendim. "Mermi böyle basılır.
Tüfek şöyle tutulur. Süngü böyle takılır. Düşmana şöyle
saldırılır!.."
diye. Onları karşıma alıp bir bir gösterdim. Siperlerin arkasında ay
ışığında sabaha kadar talim yaptık.Gün ışımadan biraz dinlensinler diye
siperlere girdik. Ortalık hafif aydınlanır gibi olunca hep yaptıkları
gibi
düşman gemileri gelip siperlerimizi bombalamaya başladı lar. Yer gök
top
sesleriyle inliyordu.Her mermi düştüğünde minare gibi alevler
yükseliyor
birgün önce ölenlerinkol, bacak, el, ayak gibi parçaları havaya kalkan
toprakla siperlere düşüyordu. Mermiler üzerimizden ıslık çalarak
geçiyordu.
Siperler toz duman içinde kalmıştı. Bir ara yüzbaşı "Azman yandık!.."
diye
siperin köşesini işaret etti. O şarkı söyleyerek sipere gelen, sanki
çiçek
toplarm ış gibi neşeli olan o çocuklar siperin bir köşesinde sanki bir
yumak gibi birbirine sarılmış tir tir titriyorlardı. Çocuklar harbin
gerçeği ile ilk defa karşılaşıyorlardı.
Ürkmüşlerdi. Yüzbaşı yandık demekte
haklıydı. Muharebede bir ürküntü panik meydana getirebilirdi. Tam
onlara
doğru yaklaşırken içlerinden biri avaz avaz bir marş söylemeye
başladı!..Annem beni yeti ştirdi bu yerlere yolladıAl sancağı teslim
etti
Allah'a ısmarladıBoş oturma çalış dedi hizmet eyle vatanaSütüm sana
helal
olmaz saldırmazsan düşmanaBaktım hemen biraz sonra ona bir arkadaşı
daha
katıldı. Biraz sonra biri daha... Marş bitiyor yeniden başlıyorlar.
Bitiyor
bir daha söylüyorlar.Avaz avaz!.. Gözleri çakmak çakmak... Hücum anı
geldiğinde hepsi süngü takmış, tüfeklerine sımsıkı sarılmış, gözleri
yuvalarından fırlamış dişler kenetlenmiş bekliyorlardı . O an geldi.
Birden
yüzbaşı "Hücum!.."diye bağırdı. Bütün bölük, bütün tabur, bütün alay
cephenin her yerinden fırladık. İşte tam o anda, tam o anda, o çocuklar
kurulmuş gibi siperlerden
fırlayıverdiler. İşte o an. Tam o an bir makinalı
yavruları biçiverdi. Hepsi sipere geri düştüler. Kucağıma
dökülüverdiler.Onların o gül gibi yüzleri gözümün önünden gitmiyor. Hiç
gitmiyor!.. İşte ben ona ağlıyorum, o çocuklara ağlıyorum!.."Azman dede
ağlıyordu. Ben ağlıyordum. Kahvede kim varsa ağlıyordu.Kahveci
gözyaşları
içinde bize çay getirdi. Eğildi;"Azman dede hep ağlar. Niye ağladığını
bugün ilk defa anlattı ." Dedi.
C. Bayar Üniversitesi Öğrenci Konseyi'nin hazırladığı Çanakkale adlı
kitapçıktan.