Ötüken
11-12-2008, 15:08
Canım Anneciğim,
Hani baş ucumda toplanmış, telaş içinde, feryad ü figan ile gözyaşı döküyordunuz ya, işte o anda; dünyada iken hiç görmediğim, tanımadığım varlıklar geldi yanıma.
Meğer onlar meleklermiş...
Azrail ve diğer görevli melekler...
O esnada bir şey daha oldu: Bana ahirette ebedi kalacağım yer gösterildi....
Alevler vardı orada...
Ceza yeri imiş orası...
Her şeyi anladım; ihmalimi de... gafletimi de... hatalarımı da...
Ve çok korktum...
Bir ürperti aldı bedenimi... öyle bir sıkıntıya girdim ki, sizleri de tanıyamaz oldum.
Azrail’e baktıkça korkumun şiddeti arttı...
Çok heybetliydi...
Pişman olmuştum dünyadaki gafletime...
O sırada Allahu Teala’dan salih ameller işleyebilmek için ölümümü geciktirmesini ve beni geri dünyaya göndermesini istedim...
Ama, vakit çok geçti.. İstediğim kabul olunmadı...
Tabi bunlardan sizin haberiniz olmadı...
Nasıl acı çektiğimi hissedemediniz...
Öyle ya! Ne bilecektiniz?..
Benim gibi Azrail’i bütün dehşetiyle göremediniz ki...
Hani dünyada iken “Sekerat-ı Mevt” diyorlardı ya... ne kadar zormuş!..
O anki acıyı anlatmak mümkün değil...
O gün gelip de Azrail ile karşılaşanlar bilir ancak... Yani
tadınca bilir Ana...
Gerçekten Peygamberimiz(sav)’in “Allahım! Sekerat-ı mevtte (ölüm zahmeti ve baygınlığında) bana yardım et.” diye dua ettiğini söylerdi hocalar da; sanki kulağımın birinden girer, nefsime hiç etki yapmadan diğerinden çıkardı....
Ne kadar doğru imiş...
Yani anlayacağın Anacığım, o ölüm anı; “kasabın elinde derisi soyulan koyunun düştüğü an gibi” bir hal... ızdırap dolu bir an...
Çok, ama çok zor...
Ve çok korkutucu...
Bu korkunç manzara karşısında, biliyor musun ruhum bedenimden çıkmak istemedi Ana. Parçalara ayrıldı... Kaçışıp duruyordu bedenimde...
Ruhum çıkmamakta direndikçe melekler de bana
azap ettiler...
İşte böylece; daha ruhum çıkmadan kabir azabı başlamıştı Ana...
Nihayet ruhum bedenimi terk etti de bende bu azaptan kurtuldum...
Hep düşündüm, ben ne yaptım ki bu kadar cezayı hak ettim?..
Fakat sonradan anladım bu cezanın sebebini; meğer bunlar dünyada işlediğim kötü amellerimin sonucuymuş...
Azrail’in yanında iki melek daha vardı. Birisi, Rahmet diğeride Azap meleği imiş.
Ölen iyi kimse ise, Azrail aldığı ruhu Rahmet meleğine, kötü kimse ise, Azap meleğine verirmiş...
Allah’ın emri böyle imiş...
Bir yığın azaptan sonra nihayet Azrail ruhumu aldı ve onu Azap meleğine teslim etti...
O zaman, daha önce gösterilen Ahiretteki yerimin ne kadar kötü olduğunu daha iyi anladım.
Zaten ruhum, alınacağı sırada bir kuş gibi, göğsümün en üst tarafına, köprücük kemiğime fırlamıştı.
O zaman meleklerin konuşmalarından her şey belli oldu.
Çünkü “bunu kim tedavi edecek?” diye birbirine soruyorlardı.
O anı ve o an ki sıkıntıları anlatmak imkansız anacığım...
Ayaklarım birbirine dolaştı melekleri görünce... Belki siz de fark ettiniz ayaklarımdan kanın nasıl çekildiğini ve bembeyaz, buz gibi olduğunu...
İşte böyle anne! Benim dünyadan getirdiğim kötü amellerim dolayısıyla melekler ruhumu bedenimden zorla almak durumunda kalmışlardı...
Bunlar, Nazi’at melekler imiş. Eğer amellerim iyi olsaydı, yani salih amel sahibi olsaydım, o zaman neşeli ve kolaylaştırıcı Naşitat melekleri ruhumu alacakmış... Ve bana Allah’ın selamını sunup, yine bana “selam sana ey Allah’ın veli kulu, muhakkak ki Allahu Teala sana selam gönderiyor...” diyecekmiş...Neredeee!.. Gafletimin acısını çektim işte böylece Anne!..
Ve şayet, Azrail geldiğinde abdestli olsaydım, birileri de yanımda Kur’an okusaydı, ve salih amellerim de çok olsaydı o kadar acıyı çekmeyecektim biliyor musun?.. Ölümüm daha kolay olacaktı...
Yahut orada bulunanlardan Allah’ın sevdiği bir dostun benim için Azrail’e “Ey Azrail! Arkadaşıma acı, yumuşak davran çünkü o mümindir” dese ve böylece dua etse idi yine o kadar acı çekmeyecektim...
Doğrusu, Azrail gelirken zaten heybetinden korkmuştum.
Zira, daha ruhumu almadan onu korkunç şekliyle gördüm.
Keşke gözlerim kör olsaydı da O’nun korkutucu şeklini
görmeseydim... Ama öyle değil!.. Gözlerim kör de olsa gene
onu görürmüşüm...
Dünyada iken kör olup olmamak fark etmezmiş...
Herkes ölüm anında, ruhu daha çıkmadan O’nu mutlaka
görürmüş...
Bilmem ki Canım Anneciğim, benim ölüm anında boğazımın sıkılarak hırıltılar çıkardığımı, yüzümün renginin değişip siyaha yakın bir hal aldığını ve ağzımın köpürdüğünü görebildin mi?
Zannetmiyorum... O kadar çok feryad ü figan içindeydin ve o kadar çok gözyaşı döküyordun ki, bunları fark etmen mümkün olamazdı o anda...
Haa!Yine de Anacığım, ruhun çıkışı sırasındaki durumu dikkate alıpta aman ölüyü çekiştirmeyin... Bu, çok kötü ve tehlikeli, yani helalleşilmesi mümkün olmayan bir gıybet olur.. aman haa!..
Ayrıca, bazılarına rahmet olsun, daha dünyadan ayrılmadan günahlarından hafiflesin diye ölüm anında böyle bir azap tattırılabilirmiş. Bunu siz bilemezsiniz ki...
Aynı zamanda o andaki sıkıntı, ölünün günahını hafifleten kefarette olabilirmiş...
Canım Anneciğim, bedenimden ruhumu nasıl aldıklarını da anlatayım.
Hani demiştim ya, Azrail meleklerle beraber geldi yanıma.
Hepsini de gördüm.
Bunlardan ikisi görevlerinin yerine getirmek üzere ayaklarımdan başlayarak, vücudumda köşe bucak kaçan ruhumu yukarıya doğru sıvazladılar...
Göğüs kafesine kadar getirdiler..
Bu defa Azrail müdahale etti ve ruhumu çekip aldı...
Ve maalesef benim ruhumu azab meleğine verdi... Çünkü dünyadan getirdiğim iyi amellerim yoktu benim...durumum da bunu gerektiriyordu...
Azab meleği de bana; ruhumu bekleteceğini söyledi... Zira, gök kubbeleri, günahkar olduğum için benim ruhumu kabul etmemiş...
Halbuki dünyadaki amellerim iyi olsaydı, Azrail ruhumu rahmet meleğine teslim edecekti... O da benim ruhumu Allah katına yükseltecekti...
Ve biliyor musun Anne? Siz benim bedenimi kefene sararken, onlar da ruhumu kefenliyorlardı, Allah katına yükseltmek için...
Tabii siz göremediniz.
Dünyadaki dostlarım omuzlarından indirip beni kabrime koyup üzerimi toprakla örtünce melekler de ruhumu tekrar getirip bedenime girdirdiler...
Ve aklımız yeniden başımıza iade olundu.
Biliyor musun Anacığım, melekler ruhumu dünya semasına götürüp, kapının açılmasını istediklerinde, iyi amellerim olmadığı için, kapıyı açmadılar.
Onlar da siccin’e götürüp kötü amellerimi kaydettirdikten sonra yeniden cesedime iade ettiler.
Ya Anacığım,
Eğer iyi amellerim olsaydı semaya ruhumu rahmet melekleri alacak götürecek, o zaman sema kapıları açılır ve amellerim de illiyun’da kaydedilirdi.
Ayrıca orada iyi insanların, müminlerin ruhlarıyla da karşılaşırdım.
Bana dünyadan:
“Falan ne yapıyor?” diye soracaklardı.
Ben de, “O da öldü, size gelmedi mi?” diyecektim.
O zaman onlar ; onun da (günahkar olduğu için) ateşe götürüldüğünü ve sema kapılarının ona da açılmadığını anlayacaklardı.
Ölüm sana yetişir ölüm,
Ölüm bana yetişir ölüm,
Ölüm bize yetişir ölüm,
Ölüm, ah ölüm....
Hani baş ucumda toplanmış, telaş içinde, feryad ü figan ile gözyaşı döküyordunuz ya, işte o anda; dünyada iken hiç görmediğim, tanımadığım varlıklar geldi yanıma.
Meğer onlar meleklermiş...
Azrail ve diğer görevli melekler...
O esnada bir şey daha oldu: Bana ahirette ebedi kalacağım yer gösterildi....
Alevler vardı orada...
Ceza yeri imiş orası...
Her şeyi anladım; ihmalimi de... gafletimi de... hatalarımı da...
Ve çok korktum...
Bir ürperti aldı bedenimi... öyle bir sıkıntıya girdim ki, sizleri de tanıyamaz oldum.
Azrail’e baktıkça korkumun şiddeti arttı...
Çok heybetliydi...
Pişman olmuştum dünyadaki gafletime...
O sırada Allahu Teala’dan salih ameller işleyebilmek için ölümümü geciktirmesini ve beni geri dünyaya göndermesini istedim...
Ama, vakit çok geçti.. İstediğim kabul olunmadı...
Tabi bunlardan sizin haberiniz olmadı...
Nasıl acı çektiğimi hissedemediniz...
Öyle ya! Ne bilecektiniz?..
Benim gibi Azrail’i bütün dehşetiyle göremediniz ki...
Hani dünyada iken “Sekerat-ı Mevt” diyorlardı ya... ne kadar zormuş!..
O anki acıyı anlatmak mümkün değil...
O gün gelip de Azrail ile karşılaşanlar bilir ancak... Yani
tadınca bilir Ana...
Gerçekten Peygamberimiz(sav)’in “Allahım! Sekerat-ı mevtte (ölüm zahmeti ve baygınlığında) bana yardım et.” diye dua ettiğini söylerdi hocalar da; sanki kulağımın birinden girer, nefsime hiç etki yapmadan diğerinden çıkardı....
Ne kadar doğru imiş...
Yani anlayacağın Anacığım, o ölüm anı; “kasabın elinde derisi soyulan koyunun düştüğü an gibi” bir hal... ızdırap dolu bir an...
Çok, ama çok zor...
Ve çok korkutucu...
Bu korkunç manzara karşısında, biliyor musun ruhum bedenimden çıkmak istemedi Ana. Parçalara ayrıldı... Kaçışıp duruyordu bedenimde...
Ruhum çıkmamakta direndikçe melekler de bana
azap ettiler...
İşte böylece; daha ruhum çıkmadan kabir azabı başlamıştı Ana...
Nihayet ruhum bedenimi terk etti de bende bu azaptan kurtuldum...
Hep düşündüm, ben ne yaptım ki bu kadar cezayı hak ettim?..
Fakat sonradan anladım bu cezanın sebebini; meğer bunlar dünyada işlediğim kötü amellerimin sonucuymuş...
Azrail’in yanında iki melek daha vardı. Birisi, Rahmet diğeride Azap meleği imiş.
Ölen iyi kimse ise, Azrail aldığı ruhu Rahmet meleğine, kötü kimse ise, Azap meleğine verirmiş...
Allah’ın emri böyle imiş...
Bir yığın azaptan sonra nihayet Azrail ruhumu aldı ve onu Azap meleğine teslim etti...
O zaman, daha önce gösterilen Ahiretteki yerimin ne kadar kötü olduğunu daha iyi anladım.
Zaten ruhum, alınacağı sırada bir kuş gibi, göğsümün en üst tarafına, köprücük kemiğime fırlamıştı.
O zaman meleklerin konuşmalarından her şey belli oldu.
Çünkü “bunu kim tedavi edecek?” diye birbirine soruyorlardı.
O anı ve o an ki sıkıntıları anlatmak imkansız anacığım...
Ayaklarım birbirine dolaştı melekleri görünce... Belki siz de fark ettiniz ayaklarımdan kanın nasıl çekildiğini ve bembeyaz, buz gibi olduğunu...
İşte böyle anne! Benim dünyadan getirdiğim kötü amellerim dolayısıyla melekler ruhumu bedenimden zorla almak durumunda kalmışlardı...
Bunlar, Nazi’at melekler imiş. Eğer amellerim iyi olsaydı, yani salih amel sahibi olsaydım, o zaman neşeli ve kolaylaştırıcı Naşitat melekleri ruhumu alacakmış... Ve bana Allah’ın selamını sunup, yine bana “selam sana ey Allah’ın veli kulu, muhakkak ki Allahu Teala sana selam gönderiyor...” diyecekmiş...Neredeee!.. Gafletimin acısını çektim işte böylece Anne!..
Ve şayet, Azrail geldiğinde abdestli olsaydım, birileri de yanımda Kur’an okusaydı, ve salih amellerim de çok olsaydı o kadar acıyı çekmeyecektim biliyor musun?.. Ölümüm daha kolay olacaktı...
Yahut orada bulunanlardan Allah’ın sevdiği bir dostun benim için Azrail’e “Ey Azrail! Arkadaşıma acı, yumuşak davran çünkü o mümindir” dese ve böylece dua etse idi yine o kadar acı çekmeyecektim...
Doğrusu, Azrail gelirken zaten heybetinden korkmuştum.
Zira, daha ruhumu almadan onu korkunç şekliyle gördüm.
Keşke gözlerim kör olsaydı da O’nun korkutucu şeklini
görmeseydim... Ama öyle değil!.. Gözlerim kör de olsa gene
onu görürmüşüm...
Dünyada iken kör olup olmamak fark etmezmiş...
Herkes ölüm anında, ruhu daha çıkmadan O’nu mutlaka
görürmüş...
Bilmem ki Canım Anneciğim, benim ölüm anında boğazımın sıkılarak hırıltılar çıkardığımı, yüzümün renginin değişip siyaha yakın bir hal aldığını ve ağzımın köpürdüğünü görebildin mi?
Zannetmiyorum... O kadar çok feryad ü figan içindeydin ve o kadar çok gözyaşı döküyordun ki, bunları fark etmen mümkün olamazdı o anda...
Haa!Yine de Anacığım, ruhun çıkışı sırasındaki durumu dikkate alıpta aman ölüyü çekiştirmeyin... Bu, çok kötü ve tehlikeli, yani helalleşilmesi mümkün olmayan bir gıybet olur.. aman haa!..
Ayrıca, bazılarına rahmet olsun, daha dünyadan ayrılmadan günahlarından hafiflesin diye ölüm anında böyle bir azap tattırılabilirmiş. Bunu siz bilemezsiniz ki...
Aynı zamanda o andaki sıkıntı, ölünün günahını hafifleten kefarette olabilirmiş...
Canım Anneciğim, bedenimden ruhumu nasıl aldıklarını da anlatayım.
Hani demiştim ya, Azrail meleklerle beraber geldi yanıma.
Hepsini de gördüm.
Bunlardan ikisi görevlerinin yerine getirmek üzere ayaklarımdan başlayarak, vücudumda köşe bucak kaçan ruhumu yukarıya doğru sıvazladılar...
Göğüs kafesine kadar getirdiler..
Bu defa Azrail müdahale etti ve ruhumu çekip aldı...
Ve maalesef benim ruhumu azab meleğine verdi... Çünkü dünyadan getirdiğim iyi amellerim yoktu benim...durumum da bunu gerektiriyordu...
Azab meleği de bana; ruhumu bekleteceğini söyledi... Zira, gök kubbeleri, günahkar olduğum için benim ruhumu kabul etmemiş...
Halbuki dünyadaki amellerim iyi olsaydı, Azrail ruhumu rahmet meleğine teslim edecekti... O da benim ruhumu Allah katına yükseltecekti...
Ve biliyor musun Anne? Siz benim bedenimi kefene sararken, onlar da ruhumu kefenliyorlardı, Allah katına yükseltmek için...
Tabii siz göremediniz.
Dünyadaki dostlarım omuzlarından indirip beni kabrime koyup üzerimi toprakla örtünce melekler de ruhumu tekrar getirip bedenime girdirdiler...
Ve aklımız yeniden başımıza iade olundu.
Biliyor musun Anacığım, melekler ruhumu dünya semasına götürüp, kapının açılmasını istediklerinde, iyi amellerim olmadığı için, kapıyı açmadılar.
Onlar da siccin’e götürüp kötü amellerimi kaydettirdikten sonra yeniden cesedime iade ettiler.
Ya Anacığım,
Eğer iyi amellerim olsaydı semaya ruhumu rahmet melekleri alacak götürecek, o zaman sema kapıları açılır ve amellerim de illiyun’da kaydedilirdi.
Ayrıca orada iyi insanların, müminlerin ruhlarıyla da karşılaşırdım.
Bana dünyadan:
“Falan ne yapıyor?” diye soracaklardı.
Ben de, “O da öldü, size gelmedi mi?” diyecektim.
O zaman onlar ; onun da (günahkar olduğu için) ateşe götürüldüğünü ve sema kapılarının ona da açılmadığını anlayacaklardı.
Ölüm sana yetişir ölüm,
Ölüm bana yetişir ölüm,
Ölüm bize yetişir ölüm,
Ölüm, ah ölüm....