PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Necip Fazıl Kısakürek'ten güzel bir dua


GüL
11-11-2008, 05:50
Duayı kabul eden, dilekleri veren, vermeyi murad edince el açtıran, ancak sevdiği kuluna dua ettiren, sevmediklerinin elini ve dilini bağlayan ve kendisine yönelmekten alıkoyan Allah’ım!.. Bizi affet!..

Biz, Sevgilinin Nuruna layık olmaktan düştüğümüz için bu hâle geldik.

Ona lâyık olabilmek kimsenin haddi değil... Fakat layık olunamayacağını bilmenin liyakati herkesin vazifesi... İşte bu son inceliğe lâyık olamadığımız için bu hâle geldik...

O nur öyle bir nur ki, ona layık olmakta, topyekun zaman ve mekâna, bu dünyalara ve ötelere hâkim olmak var... Bu liyakâtten düşmekte de her türlü mahrûmluk ve mahkûmluk... Her türlü mahrum ve mahkum olduk.

Bizi affet!..

O Nur’un vecd ve aşkı üzerimizdeyken, denizlere, yelkenleri ipekten ve çapaları altından kalyonlar indirdik; karalara da, yolunu virâneye çevirmek yerine mâmureye döndüren ordular saldık. Padişahlara “Ayağa kalk, kanun huzurundasın” diye ihtar eden hâkimler yetiştirdik. Müsbet bilgiler, medenî aletler, keşifler ve buluşlar hep o Nur’un kaynaklaştırdığı âlemden fışkırdı.

O Nur’u, kendi fert ve cemiyet aynalarımızda körleştirince de, Şarkın son 5 asırlık macerası içinde, bir zamanlar yaban domuzu hayatı süren garplının sürü hayvanı olduk.

Son yüzyıl içinde bizi bu halden kurtarmak isteyen hiçbir davranış şifa getiremedi. Zira o Nur’a yeniden liyakat ve bu liyakati yeni zaman ve mekâna tatbik etmek şuuru mefkûreleştirilemedi. Ters yollara sapıldı. Bu, ilerinin ilerisi şuurun sahiplerine “mürteci” dediler; ve onları, asıl din gözünde suçlu, o Nur’a liyakati sıfıra indirici, vecd ve aşk mahrumu, din ve hikmet cahili kara yobazdan ayıramadılar.

Onları, bize böyle muamele ettikleri için değil; bizi, muamelenin altından kalkamadığımız için affet!..

Ey Rahman, ey Mennan, ey Hakim, ey Rahim Allah!..

Yıldızların, içinde birer cam zerresi gibi küçük kaldığı ve pırıl pırıl kaynaştığı sonsuz rahmet denizini coşturduğun bu Mübarek Ayda b,izi affet!..

Bizi davamızda muvaffak et, bizi koruyanları muhafaza et; “Allah” diyenleri muzaffer, Allah düşmanlarını kahret!..

Bir asır evvelinden başlıyarak 1923 yılına dek “Allah” ismini sadece görenek diye ağzına alan, 1923’ten 1950’ye kadar de bu ismi anmayı cinayet sayan ve bunun göreneğini temelleştiren devlet büyüklerine karşılık, Hükumet Reisi sıfatiyle ilk defa ve ta can evinden “Allah” diyen’i başımızdan eksik etme!.. Ona, bütün tezatlarını tasfiye ettir; ve ona, merkezle muhit arasındaki perçinli intibak içinde, gerçek dairesini çizmek saadetini nasip et!.. Onu, kendisinden evvelki devirden, tarihin “Kabus devri” diye anacağı çığırdan devraldığı, ruhi, fikri, ahlaki, idari, içtimai pislikleri kökünden temizlemek mazhariyetini ihsan et!.. Ona, kaldırdığı molozlar ve açtığı caddeler gibi, bütün bir ruh ve ahlak mimarlığı şerefini de ver ve eksiğini tamamla!..

Hep o Nur’un aşkına; hep o Nur’a liyakat borcunun yüzü suyu hürmetine...

Ve, bize; kendi öz yurdunda asırlardır lütfen iskana tabi muhacirlere benzeyen gerçek Müslümanlara, o Nur’a liyakatin en ileri derecesini bahşet; ve ebediyet bestesinden şarkımızı ateşten ahenk helezonlariyle gönüllere nakşet!..

Duamıza öyle bir tesir ver ki, kezzabın mermeri yediği gibi, nefesimizin bütün oyuncak mabutları yakıp erittiğini, senin mücerret ve münezzeh birliğin etrafında hiçbir inanış pürüzü bırakmadığını görelim; ve sun’i teneffüsle açılan bir baygın şeklinde bu milletin yavaş yavaş doğrulduğuna şahit olalım!..

Allah!.. Halket!..

Allah!.. Lutfet!..

Allah!.. İhsan et!..

Ey “Rahmetim her şeyi geçti” diyen Allah’ım!.. Rahm et!.. Bütün rahmet ve nurunu çamura atmış olan bize, rahmetin her şeyi aştığı için rahm et!..

Rahm et!..


Necip Fazıl KISAKÜREK