GüL
02-11-2008, 20:36
Şüphesiz ki, Allah; Rahman ve Rahîm'dir.
Yârabbi kulluk sanadır, inandım ki ilâh sensin,
Esirgeyensin kulunu, her belâdan felâh sensin,
Yârab senin gazabından yine sığınırız sana;
Sığınacak liman sende, yâ İlâhî penâh sensin!..
Yârabbi!..
Yoktur sana müphemiyet, herşey sana ayandır.
Gönülden gelen bir ses bu,
Samimi bir beyândır...
Hayat binbir âvâz ile
Seyreden bir garip şarkı;
Tıkandık vuslat sesinde,
Yârab, bu ne tiz meyândır...
Nefsimiz bir yanda, İblis bir yanda,
Bir çizgi var aramızda can gibi;
O yanda mıyız, bu yanda mıyız?..
Yan yanayız yangınlarla gün boyu,
Yâ İlâhî yakma bizi nârınla,
Nurunla yandır!..
Gözümüzde küfrün kadife tülü;
Yârab, koyma bizi bize,
Gaflet uykusundan kalbi uyandır!..
Sana gelen yollar tozdur-dumandır;
Kalmadı Yârabbi dayanacak güç,
Ekmeğimiz taştır, suyumuz kandır...
Yok ise bir hükmü al aklımızı,
Bizi vuslat günümüze inandır.
Hangi elimizde amel defteri?
Durduğumuz ârâf hangi mekândır?
Uzaklarda değil ölüm meleği;
Eledik unları, astık eleği,
Yalnız sensin gönlümüzün dileği,
Kasırgalar kavuruyor feleği,
Belli ki âhir zemandır...
"Dön" emrinle herşey dönecek sana,
Titriyor her zerrem Allah dedikçe;
Bu an, o andır...
Rahmeyle fakire, al elim Yârab!
Bir ömür sonunda elimde kalan;
Allah diyen bir dil, bir kuru candır... [2] (http://forum.islamiyet.gen.tr/mk:@MSITStore:D:/My%20Islam/ISLAM/Esmaul-Husna%20Kitapl%C4%B1%C4%9F%C4%B1/EsmaulH%C3%BCsna%20Kitapl%C4%B1%C4%9F%C4%B1.chm::/5.htm#_ftn2)
ER-RAHMAN
Esirgeyensin İlâhî, şefkatindir derde derman,
Bizler kumuz, sen bizleri sevgi ile saran umman,
Lütfün ile rahmetindir kucaklayan âlemleri;
Rahmeyle biz kullarına, ey sevgisi ulu Rahman...
Yârabbi!..
Esigeyensin kullarını her belâdan,
Bağışlayan sensin cümle günâhları...
Duyan sensin gönüllerden çağlayan gizli ahları,
Sensin veren gönüllere sevgiyi...
Yâ İlâhî, gönüllerin çorağına
Sevgi yağmurlarını yağdıran sensin.
Âlemler sevgin ile devreder demden deme,
Anaya şefkati veren, aşkı seren sensin âleme...
Lutfunun sonsuzluğu sarılır sonsuzluğa,
Can gibi sevdaları emdirirsin çocuğa.
Küçücük bir yüreğe dağlar gibi sevgiyi
Sığdıran sensin...
Rahmetinle serinler çöllerde sıcaklar,
Şefkatin âlemleri bir tül gibi kucaklar...
Kahretmezsin senin rızân için sevenlere,
Zulmünü rahmetinden süzdürüp zerre zerre,
O sonsuz sabrın ile son çizgiye saklarsın...
Kahrında bile kula şefkat var damla damla,
Lutfunda, rahmetinde sonsuz bir ummansın..
Rahmedersin her mahlûka rızık ve ikramla,
Dertliye devasın Yârab, hastaya dermansın...
O ne zavallı akıl ki, Yaratan dururken,
Yolunu yokta bitirip ve İblis'e kansın...
İlâhî merhametinden bir katrecik nasib
Alabilen gönüller erilmez sevdaya sahib...
Merhamet bilmeyen yürek ateşlere yansın,
Lutfeyle ki İlâhî, yarattığın şu yürek
Her vuruşta o güzel adını zikreylesin,
Rahmeyle ki şu akıl hep seni fikreylesin,
Kerem kıl ki diller seni söylesin,
Hep seni ansın...
Esirgeyensin İlâhî, bağışlayansın;
Âlemleri merhametiyle saran Rahmân'sın... [3] (http://forum.islamiyet.gen.tr/mk:@MSITStore:D:/My%20Islam/ISLAM/Esmaul-Husna%20Kitapl%C4%B1%C4%9F%C4%B1/EsmaulH%C3%BCsna%20Kitapl%C4%B1%C4%9F%C4%B1.chm::/5.htm#_ftn3)
ER-RAHÎM
Rahmeti yağdıran sensin kuru ağaç dallarına,
Halkedensin vahaları gariplerin yollarına,
Rahîm sensin, merhametin menba't sensin İlâhî,
Bağışlayansın günâhı, acıyansın kullarına...
Yârabbi!..
Sen ki Rahîm'sin, bağışlayıp acıyansın,
Merhamet bilmeyen yürek utanç ateşiyle yansın...
Kullarının arasında gerginliği ören eller,
Ham meyveyi acımadan dallarından deren eller,
Senin yarattığın canı, cansız yere seren eller.
Merhamet bilmeyen yüreğe bağlı...
Elbette yücedir senin katında,
Sana niyaz için açık, rızân için veren eller,
Mazlumların yarasına merhameti süren eller...
Merhametin en yücesi şüphesiz sende İlâhî,
Merhametsiz rûh gerekmez şu garip tende İlâhî...
Bir koyun kuzusuna, bir ana yavrusuna,
Şefkat ve merhametle, sevgi ile yaklaşır.
Sevgi bilmeyen insan özünden uzaklaşır...
Veren sensin sevgiyi en katı yüreklere,
Merhamettir sarılan gönülde dileklere...
Yâ İlâhî, rahmeyle biz garip kullarına,
Senin gazabın çetin,
Senin azabın elîm;
Sen merhamet etmezsen ulaşır mı yarına
Benim dünkü emelim?..
Kan donduran ayazlarda çocuklar,
Çıplak ayaklarıyla ısıtırken buzları;
Senin merhametindir
Isıtan sonsuzları...
Ve sen merhametlilerin en merhametlisi,
Sonsuz merhametinden
Zâlimlere de dağıt.
Dağılsın metropollerin kör ve sağır sisi,
Dinsin iniltisi mazlumların,
Gülücükler gibi açsın dudaklarda ağıt,
Elem gözyaşları dönsün sevinç gözyaşlarına,
Ve ağıtlar tebessüme dönsün...
Rahmeyle Yârabbi,
Merhametle yarattığın şu dünya üzerinde
Mazlumların yüreğini yakan ateş sönsün...
EL-MELİK
Yârabbi sensin yaratan, yön verensin gökle yere,
Veylona ki mülk benimdir, der göğsünü gere gere,
Görünen ve görünmeyen cümle mülkü yönetensin;
Melik-i hakîkî sensin, hükmedensin âlemlere...
Yârabbi!..
Tasarruf eyleriz verdiğin mülkü,
Yarattığın mülk üstünde yaşayanların
Ne sonuncusuyuz, ne de ilki.
Sahibi sensin mülkün, üzerinde yaşarız biz
Otuz sene, altmış sene, seksen sene belki...
Sonra dön emrinle döneriz sana,
Yatağı mülk değildir ırmağa, çağlayana.
Çoğumuz anlamadan bakar gideriz,
Bizi bekleyen sona akar gideriz...
Hükmetti nice hükümdar verdiğin mülk üstünde,
Şimdi kimin başında tâc ve samur kürk üstünde?..
Küçücük aklımızın ermediği âlemler,
Senin mülkündür elbet,
Senin yed-i kudretinde gök ve yer,
Her gün göçüp gideriz mülkünden birer birer,
Yine almayız ibret...
Mülk senindir Yâ İlâhî,
Göçerken dârül bekaya nakledemeyiz.
Uyarız da nefsimize, akledemeyiz...
İblisin içimize yaktığı şu külhanda,
Kör olur gönül gözlerimiz.
Oysa bir yolcu gibiyiz
Bir ömürlük konağımız dünya denen şu handa.
Kibreder senin verdiğin güce,
Kendini dev sanan bunca, cüce,
Gezer mülkünün üstünde başı dik.
Bilmez ki sensin sahibi âlemlerin,
Sensin Melik...
Sen gazab eylersen bize nereye kaçarız?
Mülkünü terkedip gidecek mülk yok,
Şüphesiz ki senin merhametin çok,
Şu kısacık dünya seferimize
Son vermeden ömre biçtiğin süre;
Saadet lutfeyle mülkünde bize...
EL-KUDDÛS
Uludur cümle sıfatın, şefkat sende, celâl sende,
Münezzehsin hatâlardan, hüsn-ü alâ cemâl sende,
Berisin her nakîsadan, benzerin yoktur âlemde;
Sensin el-kuddûs İlâhî, ki ekmel-i kemâl sende...
Yârabbi!..
Senindir cümle kemâl sıfatları,
Her türlü eksiklikten, noksanlıktan münezzehsin.
Tenzih ederiz seni her hatâdan ey tekaddes,
Sensin gönlümüzün sevdası, gerisi hevâ ve heves,
Yarattığın herşey güzel,
Herşey temiz ve mukaddes...
Kirleten biziz yarattığın güzellikleri,
Temiz düşüncelere kara sürer ellerimiz.
İblis mızrap vurur şer telimize,
Fena söyler dillerimiz...
Sen ki bir katrecik kar tanesine
Binbir güzelliği nakşedensin,
Çiğ damlamış gonca güller üstünde
Gönüllere güzelliği sunan sensin...
Seni ömründe bir kez anmayan kulları da,
Anan sensin.
En ücra köşesinde gafil yüreklerin
Sevda sevda yanan sensin.
Günah bizden sâdır olur, hatâ bizden gelir,
Kusur bizdedir İlâhî, münezzehsin her kusurdan.
Aydınlatan sensin gönülleri,
Bize de lutfeyle o İlâhî nurdan...
Kusursuzluk sana mahsus, bağışla kusurumuzu,
İçimiz ayrıdır, dışımız ayrı,
Bilen sensin bilinmezleri,
Sana iltica eyleriz, merhamet senindir gayrı...
Batmışız boyumuzca bataklara,
Günahlar boynumuzda dizi dizi.
Kaybetmişiz kendimizi,
Dağıtmışız bendimizi,
Berî kıl günahlarımızdan
El-Kuddûs vasfınla bizi... [6] (http://forum.islamiyet.gen.tr/mk:@MSITStore:D:/My%20Islam/ISLAM/Esmaul-Husna%20Kitapl%C4%B1%C4%9F%C4%B1/EsmaulH%C3%BCsna%20Kitapl%C4%B1%C4%9F%C4%B1.chm::/5.htm#_ftn6)
ES-SELÂM
Senden gelen her emir, sanki gülşenden gelir,
Safâsi ruhu sarar, kokusu tenden gelir,
Erdirirsin lutfunla her zoru selâmete,
Selâm sensin yârabbi, esenlik senden gelir...
Yârabbi,
Muradındır senin huzurla barış,
Kabul görür indinde gönülden her yakarış...
Hayır ve şer sendendir,
Ne gelirse senden gelir, ne edersen sen edersin,
Diler isen her zorluğu kullara esen edersin...
Nefse uyup isyan eden elbet düşer melâmete,
Düğümlenen cümle zorluk sende erer selâmete…
Senden uzaklaşan yürek, katılaşır zâlim olur,
Darda kalır ise kulun
Ve çağırırsa gönülden seni,
Erer elbet kurtuluşa, sâlim olur...
Büklüm büklüm akar dere,
Yollar dolam dolam gider...
Yıldızlardan yıldızlara, dağdan dağa, çağdan çağa
Meleklerin kanadında,
Seher yelinin sesinde senden selâm gider...
Senden alır ilhamını aydınlığa açan güller,
Seni söyler dertli bülbül,
Seni teşbih eder diller...
Yolunu şaşıran garip,
Menziline ilhamınla bulur yol,
Ganîdir merhametin, lûtfun bol, ikramın bol...
Lutfeyle, zorluklara nâçar kılıp verme bizi,
Asan eyle işimizi, zor yola gönderme bizi...
Biz ki âciz kullarız,
Sen ki sonsuz kudret sahibi,
Şüphesiz zora sokmazsın
Sana sığınan garibi...
Sen darda kalan kulları selâmete erdirensin,
Selâmet sende İlâhî, kalbe esenlik verensin...
Sensin gönülde ilham, sensin dillerde kelâm,
Es-Selâm'sın Yâ İlâhî, es-Selâm!..
Yâ İlâhî gazab edip yakma bizi melâmete;
Selâm sensin, her darlıktan çıkaransın bizi selâmete.
EL-MÜ‘MİN
Sensin kılan bizi emîn her endişe ve korkudan,
Kullar endişesiz uyur, korkusuz kalkar uykudan,
Va'dine güvenilensin, güven veren sensin yârab;
el-mü'min vasfınla bizi uzak tutma bu duygudan...
Yârabbi!..
Eminiz encâmımızdan,
Çünkü sensin yaratan, yargılayan...
Adline sonsuzdur itimâdımız,
Yine de endişeliyiz yalnız...
Adlinle hükmedersen, bu âmelle yandık,
Merhametinle hükmeyle, seni Rahîm diye andık.
Sen ki ulûhiyyetinden emîn olan Hak'sın,
Eminiz Hak diyenleri yakmayacaksın...
Yaratansın, imân ettik, emânetiz sana,
Eminiz lütfedeceğin o sonsuz ihsana...
Canımızla, malımızla, ırzımızla her dem,
Esirgeyen kudretinden emindir her âdem...
Sen ki sözünde sabit, va’dinde durursun,
Âhirette vereceksin mükâfatı, mücâzatı.
Görecek cümle kulların orda Mü'min olan zâtı...
El-Mü'mîn yaraşır senin İlâhî zâtına,
İnandık, imân eyledik senin cümle sıfatına...
Gün gelir ki, orda zaman olmaz, zemin olmaz,
O mizanı düşünenler senden nice emin olmaz?..
Eyle bizi salâha erenlerden Yârabbi,
Sana gelip felaha erenlerden Yârabbi...
Teslim olup İslama gelenlerden eyle bizi,
Huzuruna imân ile gelenlerden eyle bizi...
Mü'min kullarının arasına kat,
Çünkü el-Mü'min sendeki bir ulvî sıfat...
Emin eyle bizi dünyamızdan, ukbamızdan,
Razı ol imânımızdan...
Zira senin emrine lâyık değil amelimiz,
Titrer sana açıldıkça hicap ile elimiz...
El-Mü'min sıfatınla emin eyle gönlümüzü,
Sana karşı bozulmamış yemin eyle gönlümüzü.
EL-MÜHEYMİN
Yönlendirensin âlemi, cümle işi yönetensin.
Yörüngesinde dünyayı gece gündüz denetensin,
Düzenleyen cümle seyri, ayarlayan hayr ve şerri,
İnsanları her işinde murakabe eden sensin...
Yârabbi!..
Yaptığımız her işten haberdâr olansın,
Bilirsin yaptığımız türlü işi...
Yârabbi, bizleri hayr işlere yönelt,
Yaptırmasın İblis bize şerli işi, kirli işi... ,
Yönlendirensin âlemde her ki ne var ise,
Yaptığımız amellerin sonu nâr ise,
Yönlendirme ol cihete Yârab!..
Bizi esir etme nefse, uydurma İblis'e,
Ki senin rızâna uygun hizmette kalalım;
Sana lâyık kullarından olalım...
Ne var ki şu âlemde senin kudretinden ırak,
Yakamaz odunu od, kıramaz taşı balyoz,
Kesemez otu orak, Rüzgâr kaldıramaz toz...
Sen ki görmediğimiz nice kuytularda hep
Yarattığın herşeyi görür ve denetlersin,
Rızân olmazsa eğer zehirleyemez akrep,
Onu kendi ktskacıyla kenetlersin...
Düzenleyen sensin elbette cümle işleri,
Seyyarelerin seyri, gidiş gelişleri,
Senin kudretinle olur Yârabbi...
Ayarlayansın zamanı, lahzaları bir bir,
Senin emrinle olur denizde med ve cezir...
Başak olan tohum, ağaç olan fidan,
Müheymin sıfatının hükmüdür ey Yaradan...
Herşey sana aşikâr,
Bilirsin gönlümüzden geçenleri her saat,
Biz de biliriz seni ve ederiz itaat...
El-Mühyemin’sin İlâhî,
Sen yönlendirmesen eğer nereye gider bu yollar?
Sana doğru yönlendir,
Allah deyip de sana gelebilsin garip kullar...
EL-AZÎZ
Yoktur eşin ve benzerin, ulu şöhret sende yârab,
Hüküm senindir İlâhî, yüce kudret sende yârab,
Erilmez payeler sende, üstünlükte üstüne yok;
Yârabbi sensin el-Aziz ulu izzet sende yârab...
Yârabbi!..
Eşi, dengi, benzeri olmayan sensin,
Sensin hiçbir zaman mağlub olmayan.
İzzet ve kuvvet senindir,
Senindir tek ihtişam...
Şerefli sensin İlâhî,
Bize verdiğin şerefle müşerrefiz,
Eşref-i mahlûkat payesi verdiğin biz
Rahman vasfını bilip, asla ümitsiz değiliz.
İstemeyiz bu şeref, esfel ile gölgelensin,
Güçlü olan sensin Yârab, daima üstün gelensin...
Dilersen edersin zelîl,
Dilersen eylersin azîz.
Zayıf ve âciz kullarız, neyimize kibrederiz?..
Var idin yokken âlemler,
Yok olunca cümle âlem, kalan sensin.
Sana mahsustur o izzet, zira Azîz olan sensin...
İblis bile andeyledi senin yüce izzetine,
Yaratan sensin İlâhî, kim erişir kudretine?..
Azîz sensin, sana lâyık her ihtiram,
Cümle varlık sendeki o sonsuz kudrete râm...
Sensin fevkinde herşeyin, sensin Ulu,
Elbette darda koymazsın, sana gelen garip kulu.
Verensin sen izzetinle her taama ayrı lezzet,
Bizler ki garip kullarız,
Senindir o mutlak izzet...
Yenilsek de nefsimize yenilmeyen İlâh sensin,
İmân ettik kudretine, Azîz olan Allah sensin...
Ta'zim eder seni gökler,
Ta'zim eder seni yer.
Ey benzeri bulunmayan tek İlâh,
Bize sıhhat, bize rızık, gönlümüze huzur ver...
EL-CEBBÂR
Kişi kibriyle küçülür, azamet sende İlâhî,
Soldu nice bin güzellik şu fâni tende İlâhî,
Engel tanımayan kudret zâtına münhasır yalnız;
Doludizgin deli çaylar takılır bende İlâhî...
Yârabbi!..
Senin ilhamınla çağlar,
Köpük köpük akar dere.
Göğü tırmalayan dağlar,
Bir gün secde eder yere...
Doğudan batıya kadar,
Güneş batmayan ülkeye
Hükmeden nice hükümdar,
Bir ömürlük zamanı mahmuzlarken
Koptu dizgini hayatın...
Üç-beş günlük saltanatın
Yeller eserken yerinde,
Esen senin sevdândır efil efil
Seher yelinde...
Sen ey hiçbir kudretin
Yetmediği sonsuz kudret!..
Kendinde nice kudret vehmeden şaşırmışlar,
Gün olmuş senin sonsuz sabrını taşırmışlar;
En azgını yok olmuş en azgın emelinde...
Muktedire verdiğin kudret senin elinde,
Yunus'a verdiğin ders, Davud'a verdiğin ses,
Mecnûn'a verdiğin aşk inler gönül telinde...
Sen ki, ey sonsuzluğu bir zerrecik gören göz,
Sen ki, ey gönüllerde sevda tutuşturan köz,
Sen ki yoktan var eden, hep var olan Ulu Zât,
Ne olur, kulluğundan bizi eyleme azat...
Sen ki, zâlime düşman,
Mazluma, Hakk diyene, doğru yolda arkadaş,
Sen ki dertliye sabır,
Öksüze, sevgi ile kotarılmış özge aş...
Sen ey kudretine güç yetmeyen Pâdişâh,
Akıl nice anlasın, diller nice söylesin?
Şüphesiz ki biz seni nasıl düşünüyorsak;
Lûtfunla, himmetinle, kudretinle öylesin...
Kerem kıl Yâ İlâhî,
Râm olur kudretine gönlü sana yâr olan,
Sen ey kudret sahibi, Ganî ve Cebbar olan...
EL-MÜTEKEBBİR
Kibriya sensin ilâhî, sual olmaz hikmetinden,
Azamet sendedir yârab, ötesi yok kudretinden,
Ol hamakat ehlidir ki, tekebbür eder gücüne;
Yalnız sana sığınırız celâlinden, hiddetinden...
Yârabbi!..
Azamet senin, kudret senin, hikmet senin,
Elbette merhamet sende, kullarına himmet senin...
Veren sensin, alan sensin,
Her dem bakî kalan sensin,
Rızık senden, nimet senin,
Zâlimlere hiddet senin,
Mazlumlara munis eser meltemler,
Zulmedene elbette en yüce şiddet senin...
Fir'avna verdiğin akıl almaz ibret senin,
Nemrud'u mahfeyleyen bir küçücük sinekse,
Elbette bir sineğe verdiğin kudret senin...
Yâ İlâhî, kudretine mağrur olan hükümdar,
Üç-beş günlük ömrü kadar olabilmiş payidar...
Tekebbür neyine kulun, ne kadardır kudreti?
Sadece kırk sene sürdü Süleyman'ın devleti...
Ebedî devlet senindir Yârabbi,
İlâhî hikmet senindir Yârabbi,
Fâni ömrünce sürer her sultanın saltanatı,
İnandık ki, yönlendiren sensin cümle kâinatı...
Bu dünyada kibredenler lütfettiğin kudretine,
Kibirlenip mestolanlar üç-beş günlük şöhretine,
Gün gelince sığınacak senin ulu kudretine,
Yaratılan muhtâc olur Yaratan'ın himmetine,
Bizi saptırma İlâhî, isyan yolu cihetine,
Sığınmışız aczimizle senin ulu devletine,
Erdir bizi hidâyete, erdir bizi rahmetine...
Karanlık dehlizlerde kayboldu aklımız,
Senin himmetin olmazsa Yârab perişanız...
Mütekebbir senin vasfın,
Her işte azametin var, yüceliğin hep aşikâr,
İnandık biz sana ey yâr,
Nurunla aydınlat bizi, sönmeyecek ziyasın sen,
Vurursun kibirlinin kibrine kibrinle kelepçe;
Azîm ve Kibriya'sın sen...
EL-HÂLIK
Yoktan var edensin yârab, âlemleri yaratansın,
Derdi dermanıyla verip, çâresini aratansın,
Verip idrâkin ipini nefsin, iblisin eline;
Yarattığın şu âlemde yaşayan münkir utansın!..
Yârabbi!..
Devrettikçe devrân icre kürreler,
Aklımız acze düşer...
Sonsuzlukta bunca âlem, gökle yer,
Kürreleri oluşturan zerreler,
Zikreder de senin yüce adını,
Neden idrak etmez şu garip beşer
Bedenini halkcdenin yâdını?..
Yerde akar, göğe çıkar, bulut olur bir damla su,
Gün kavurur, çöl tutuşur, umut olur bir damla su,
Dere olur, yanlan yarpuz tutar,
Zemheride kalıp kalıp buz tutar.
Bahar gelir çağıldar uğultusu...
Bir damlacık sudan oluşan beden,
Su kadar aklın yok, bu kibir neden?..
Bilmez misin yaratılmış her nesne O'nun eseri?
Ey hercai nefse uyan,
İblis peşinde koşan serseri!..
Uyan bu gafletten, uyan!
Yoktan var eden o kudret,
Varları yok eder elbet...
Gök gürlese yer ürperir sesinden,
Dünya denen şu kürre
Bir an için şaşırıp, çıksa yörüngesinden
Toprak bir deniz olur, denizler toprak olur;
Halkedilmiş ne varsa, bir anda helak olur...
Yâ İlâhî medet senden,
Bir hiçiz biz, Hâlık sensin...
Bir katrecik kan ve sudan
Ne sultanlar halkedensin...
Yaratan sen, yöneten sen,
Nice ben derim bana ben?..
Yürür beden cana gider,
Damla çaya, çay ırmağa, ırmaklar ummana gider.
İmân ettik Yâ İlâhî,
Alemler devreder durur,
Esen rüzgâr, doğan insan, yağan yağmur,
Herşey senden gelir, sana gider...
EL-BARÎ
Yaratansın güzelliği; ey en güzel, sen ey güzel,
Hâline hamdeden hamal, sana kul olan bey güzel,
Çiçekteki renk ve yaldız, gökyüzünde kayan yıldız,
el-Bâri'sin yâ ilâhî yarattığın her şey güzel...
Yârabbi!..
Senin eşsiz sanatın var güzelde,
Yedilin filizde, sarın gazelde...
Sen varsın İlâhî nakısında çiçeklerin,
Sonsuz kudretin çağıldar akışında gerçeklerin.,
Bu nice güzellik Yârab denizin yakamozunda,
Erir nice renk ve ışık, ürperir
Kelebek kanatlarının altın tozunda...
Ezeli ebede taşıyan sensin;
Semâya serilen Samanyolu'nda,
Bin derya resmeden balık pulunda,
Binbir sevda ile ışıyan sensin...
Bahar dalındaki o nazenin renk,
Tomurcuklardaki o sıcak ıtır
Damla damla içimizi ısıtır...
Tavus nakışındaki o akıl almaz ahenk,
Tutuşan gönüllerde İlâhî sevdaya denk...
Aşıkların sevdanı içer gönül gözünden,
Bin gündüzü yudumlar gecenin gökyüzünden.
Öperken kardelenler mor dağların karım,
Kim çözer başı karlı dağların esrarını?..
Çöl kavuran güneşte görmeyen gözler üşür,
Yarasalar karanlık kuytularda büzüşür...
Berisin her hatadan, münezzeh her kusurdan,
Bizler çamurdanız Yârab,
Bulaştırma bize bizi.
Sevgi yoksa yolumuzun ucunda,
Ulaştırma bize bizi...
Bizler çamurdanız Yârab, çamurdan...
Bir fanus giydir gönlümüze
İmân işlemeli İlâhî nurdan...
Yarattığın herşey güzel Yârabbi,
Yarattığın gönlümüzün yârisin.
Senin eşsiz sanatın var güzelde; Bâri'sin...
EL-MUSAVVİR
Göğe nakış, yere akış, suya içim veren sensin,
İşlevince her canlıya bir tür geçim veren sensin,
Yaratan sensin ilâhî her varlığı bir şekilde;
Dengeleyip, her surete özge biçim veren sensin.;.
Yârabbi!..
Yarattığın her canlıya özge suret,
Halkettiğin herşeye özge biçim verensin.
Onca benzerlik icre, tefrik için kulları,
Küçük ayrıntılarla büyük fark gösterensin...
Her çehrede iki göz, ağız burun ve kulak,
Bunca beşer nedense benzemez birbirine.
Sensin kâdir-i mutlak,
Bunca sığ ve derine
Sensin şekli resmeden...
Dağlarda ayrı rakım, derede ayrı biçim,
Rengi yeşil olsa da, ayrıdır çayırla çim...
Ömrü üç saat süren kelebek kanadına,
İşlersin akıl almaz binbir desenli bir tül,
Birkaç günlük ömr için, yarattığın gonca gül
Açılır katmer katmer dikenli dallarında...
Yarattığın kuşların kanadındaki nakşı,
Ne ressamlar resmeder, ne şair eder tasvir...
Musavvir sensin Yârab,
Senden alır ilhamı, senin yarattığını
Tasvir edenler ancak...
Bir deniz kabuğunda sıralanan şekiller,
Küçücük karıncalar, o dev yapılı filler,
Mor menekşe, pembe gül, kırmızı karanfiller,
Küçücük bir gagada sayısız bunca çiller
Hep senin sanatındır,..
Avazdaki rikkati bülbülün çilesinde,
Meltemdeki şefkati atların yelesinde,
Doyumsuz serinliği suların lülesinde
Sen sunarsın kullara...
Musavvir sensin İlâhî, kimse tasvir edemez
Senin yarattıkların nesnede şekli bile,
Toplarız verdiğin güzellikleri,
Bizlere görmek için verdiğin gözler ile...
EL-GAFFÂR
Gecelerin zulmetine seren sensin sabahları,
Duyan sensin nadim olan gönüllerdeki ahları,
Bulut nasıl örtüyorsa bir tül gibi yıldızları;
Sensin örten, yine sensin bağışlayan günâhları.
Yârabbi!..
Bin ridâya sarsak da bir günâhı,
Gören sensin...
Giren sensin gönüllerin gizli dehlizlerine.
Ağarmaz sandığımız dipsiz karanlıklara,
Açılmaz bildiğimiz toprakta en derine
Zavallı aklımızca gömdüğümüz her günah,
Bir yıldızda ağarır,
Bir filizde yeşerir;
Çarpılır çehremize bir avuç katran gibi,
Ruh bu utançla erir...
Oysa sen o mübarek Gaffar sıfatın ile
Örtersin günahları;
Kumların üzerine kapanan umman gibi...
Kulların belleğine gerersin perdeleri,
Her günâhın üstüne örtülen nisyân gibi...
İstersen gölgelersin güneşi bir bulutta,
İstemezsen bilinmez işlenen gizli günâh.
Ağarmaz karanlığın böğründeki kara ben,
Gecelerin alnında ağaran bir tan gibi...
Ve sen hep bağışlarsın günâhını kulların,
Köleye rahmeyleyen âdil bir sultan gibi...
Sultanlar sultanı sen,
Her neyi murad etsen
Yaratırsın o anda...
Zaman emrinle çağlar, ilmindedir her mekân,
Sararsın mekânları bir özge mekân gibi...
Yârabbi, sen herşeyi her mekânda görensin,
Bizler ki günahkârız...
Hatasız olan sensin, biz hatamızla varız.
Ört günâhlarımızı ve affeyle Yârabbi,
Bize bir arkadaş ver bu çetin yolumuzda;
Gönlümüzde üzeri örtülmüş imân gibi...
EL-KAHHAR
Sensin âlemin sahibi, sensin her dem gâlip olan,
Yenilmeyen kudret senin, cemâlindir calip olan,
Kahredersin kudretinle, kudretine kibredeni;
Hamakat ehlidir elbet kahrolmaya talip olan...
Yârabbi!..
Cümle zerrâtı hem içinden, hem dışından,
Senin sonsuz kudretindir kuşatan...
İbret gerek biz kullara kelebeğin nakısından,
Pençesinden arslanların, ceylanların bakışından,.
Şüphesiz sensin yaşatan
Ölü bildiklerimizi...
Senin kahir kudretini elbette ki anlar
Yanılıp da kahrına uğrayanlar...
Yaratan gensin İlâhî, her yerde sen varsın,
Her dem gâlib olan sensin,
Lütfedersin dilediğin kullarına,
Zâlime karşı Kahhârsın!..
Dilersen lutfun ile kulları âbâd edersin,
Dilersen helak eder, ömrünü berbâd edersin...
Hiç kimse kuşatmandan kurtaramaz kendini,
Takarsın bileğine çözülmez kemendini...
Dayanamaz kahrına ne semâvât, ne de yer,
Sonsuz kudret senindir, âlem sana baş eğer...
İmân, irfan, adalet vesiledir lûtfuna,
Elbette kahredersin her kim ki uymaz buna...
Küfür, isyan ve zulüm sana baş kaldırmaktır,
Emrine uymayanlar perişan olacaktır...
Kahreyledin nice Nemrud'u sen ki Ey Kahhâr,
Bilebilsek ki kahrından daha çok lutfun var...
Hilmin de güzel İlâhî, cemâlin de güzel,
Şüphesiz ki her lafz-ı celâlin de güzel...
Kahhâr olan da sen, Latîf olan da sen,
Bizi kahretme Yârabbi,
Bağışla isyanımızı, bizlere lutfeyle...
EL-VEHHÂB
Kuşa yuva, derde deva, yorguna hız veren sensin,
Hibedir her verdiğin şey; karşılıksız veren sensin,
Hidâyet ver kullarına, lutfeyle bizlere yârab;
Vehhâb olan, adın ile, elbet yalnız veren sensin...
Yârabbi!..
Eğer vermezsen,
Kimin olur malı mülkü?..
Dağlara kar, gönüle yâr, kışa bahar veren sensin...
Kirpiye dikeni, samura kürkü,
Dallara bâr, güllere har, hastaya nar veren sensin.
Vîrânı âbâda, kısırı evlâda
Nisyânları yâda erdiren sensin.
Meyveyle donatan sensin dalları,
Kış gelince mor dağlara ak kan,
Kıştan sonra yaylalara baharı
Nakış nakış serdiren sensin...
Sensin elbet Yâ İlâhî, tadı veren dilimize,
Çeşit çeşit hünerleri veren sensin elimize...
Yaratmasaydın yerleri
Nerde barınırdık Yârab?..
Yağmur verirsin bulut bulut,
Gayret verirsin umut umut,
Serhaddi yok arzularımızın,
İsteklerimize yoktur hudut...
Biliriz ki, yok yoktur senin için,
Biliriz ki, sonsuzdur nîmet hazinelerin...
Bol bol bağışlarsın her nimetini
Karşılık beklemeden...
Sen ki, sana isyan edeni bile,
Rızkınla rızıklandırır, yaşatırsın mülkünde.
Kısmadın hiçbir canlının rızkını
Ne sonunda, ne ilkinde...
Vehhâb'sın,
Hibedir tüm verdiklerin.
Câhile bilgiyi,
Garibe ilgiyi gönderen sensin...
Sen yaratan, yaşatan, yönlendiren Rab'sın,
Her nimeti hibe eden Vehhâb'sın...
ER-REZZAK
Yâ ilâhî, her şeyi sen tefrik edip ayıransın,
Mazlumları, öksüzleri, güçsüzleri kayıransın,
Rezzâk olan yalnız sensin, yarattığın her canlıyı
Sana isyan etse bile rızkın ile doyuransın...
Yârabbi!..
Ey her canlının rızkını tekeffül eden Allah,
Rızkımızdan şüphe mi? Tevbe, estağfirullah!..
Birinin rızkı için biri olsa da vesile,
Şüphesiz ki o ulaşır hep senin keremin ile...
Yaşadıkça vereceksin eksilmeyen hazinenden,
Deniz altında balığa, yer altında solucana,
Hiç kesilir mi umut, senden, senin kereminden?
Veren sensin her bedene, her ruha, her cana...
Nasıl beden alıyorsa her nebattan gıdasını,
Ruhlara da sunan sensin huzurunu, sevdasını...
Ayağıyla getirirsin kötürüm kurda kuzu,
Kör kuşun gagasının önünde biter dan.
Düşler ihsan edersin doyurup uykumuzu,
Edersin bir arslanı kırk tilkinin medarı....
Rezzâk sensin Yâ İlâhî,
Çok verirsin, az verirsin.
Yaşatırsın verdiğin ömür içinde canlıyı.
Kimini inleterek, her seher niyaz verirsin,
Bilen sensin geleceği, imkânsızı, imkânlıyı,
Göçere mekân verirsin, garibe imkân verirsin...
Nasıl doyuruyor isen yiyecekle, içecekle,
Gözleri de doyurursun çeşit çeşit çiçekler.
Ruha huzur, kalbe sevda,
Yuvalara mut ve umut...
Senin sonsuz hazinenden keremine yoktur hudut.
Yâ İlâhî sensin Rezzâk,
Yeşil, sarı, kırmızı mor,
Nebat verir kara toprak...
Bir dâneden yüzlük başak,
Bir tohumdan koca ağaç,
Rezzâk olan o ki sensin, kim kalır aç?..
EL-FETTAH
Açan sensin kapıları kurtuluşa birer birer,
Cihâna sığmayan sevdan gönül kapısından girer,
Fettâh sensin, her kapının anahtarı sende yârab;
Kullar ulu divânına açık dergâhından erer...
Yârabbi!..
Bir kapıyı açmadan, kapatmazsın bir kapıyı,
Açacak anahtar sende her kapıyı...
Senin yüce dergâhın açıkken her kuluna,
Gafil odur ki, gelenin yüzüne örter kapıyı...
Karşımıza duvar gibi dikilen her zorluğa,
Bizi cendere gibi sıkıp saran her darlığa
Kurtuluş ve ferahlık kapısı açan sensin...
Biz küçücük bir emelin koşarken peşinden,
Görüp gafletimizi, kapatıp o kapıyı sen,
Sonsuz mutluluklara kapıları açan sensin,
Mutluluğu çiçek çiçek gönüllere saçan sensin,..
Yâ İlâhî Fettâh sensin,
Kullarının arasında adâletle hükmedensin...
Bırakmazsın mazlumun âhını zâlimlere,
Bir kulun huzurunda alın vurursa yere,
Eser kışına bahar,
Açılır önünde cümle kapılar...
Sen lütfedersin de açılmaz mı?
Açılmaz sanılan çelik kapılar,
Aşılmaz sanılan dağlar,
Bitmez sanılan acılar...
Bitiverir bir lâhzada, huzur bulur gönül,
Tomurcuğa durur kurudu sanılan gül,
Yeniden çiler sevdasını sustu sanılan bülbül...
Gariplerin suratına kapanan büyük kapılar,
Sen kerem edince, açılır ardına kadar...
Çünkü sen Fettâh'sın,
Sen ki, âlemleri yaratan Allah'sın...
Nice baş kaldırır sana -hâşâ-, yarattığın şey,
Sen istersen hizmet eder hizmetindekine bey...
İnandık Ey İlâhî,
Şerîki olmayan Allah sensin,
Açan sensin her kapıyı, Fettâh sensin...
EL-ALÎM
Gayb açılır ilmin ile, sana gizli mekân yoktur,
Akan şu zaman içinde sana müphem bir an yoktur,
Alîm sıfatındır senin, sır aşikârdır ilmine;
Düşünceyi bile senden gizlemeye imkân yoktur...
Yârabbi!..
Herşeyi bilensin;
Uçan kuşun konacağı dalları,
Ayaklara serilecek yolları,
Gecenin ardından doğacak sabahları,
Kahkahanın peşindeki ahları,
En kuytu köşelerde işlenen günâhları,
Sahralarda sevdaya susamışı,
Filiz iken ney olacak kamışı
Bilen sensin...
Bilinmezde buğulanan esrarı,
İlmiyle silen sensin...
Yâ İlâhî,
İçimizden rüzgâr gibi geçenleri,
Yeraltında kımıldayan, gökyüzünde uçanları,
Gönüldeki her niyeti,
Keyfiyeti, kemiyeti,
İçine kapalı ferdi, uğuldayan cemiyeti
Elbette bilensin Yârab...
Yarattığın bunca âlem,
Bir zerreciktir indinde.
Yüce dağların başında, okyanusların dibinde
Ne var ise sana âyân...
Bizler ancak senin bize bildirdiğini biliriz,
Bilemeyiz bilmemizi istemediğin esrarı.
Bir topak dünya üstünde emrinle gidip geliriz
Bir aşağı, bir yukarı...
Akıp gider yarattığın zaman,
Binbir meçhul ile dolu bizlere görünen mekân.
Puslandırır aczimizin ifâdesi
Sır fanusunun camını,
Yalnız sen bilirsin Yârab her nesnenin encamını.
Bilgimizin bir sonu var,
Sonsuz olan ilim sensin,
Geçmişten sonsuza kadar
İlminde hıfzeden Alîm sensin...
Yârabbi kulluk sanadır, inandım ki ilâh sensin,
Esirgeyensin kulunu, her belâdan felâh sensin,
Yârab senin gazabından yine sığınırız sana;
Sığınacak liman sende, yâ İlâhî penâh sensin!..
Yârabbi!..
Yoktur sana müphemiyet, herşey sana ayandır.
Gönülden gelen bir ses bu,
Samimi bir beyândır...
Hayat binbir âvâz ile
Seyreden bir garip şarkı;
Tıkandık vuslat sesinde,
Yârab, bu ne tiz meyândır...
Nefsimiz bir yanda, İblis bir yanda,
Bir çizgi var aramızda can gibi;
O yanda mıyız, bu yanda mıyız?..
Yan yanayız yangınlarla gün boyu,
Yâ İlâhî yakma bizi nârınla,
Nurunla yandır!..
Gözümüzde küfrün kadife tülü;
Yârab, koyma bizi bize,
Gaflet uykusundan kalbi uyandır!..
Sana gelen yollar tozdur-dumandır;
Kalmadı Yârabbi dayanacak güç,
Ekmeğimiz taştır, suyumuz kandır...
Yok ise bir hükmü al aklımızı,
Bizi vuslat günümüze inandır.
Hangi elimizde amel defteri?
Durduğumuz ârâf hangi mekândır?
Uzaklarda değil ölüm meleği;
Eledik unları, astık eleği,
Yalnız sensin gönlümüzün dileği,
Kasırgalar kavuruyor feleği,
Belli ki âhir zemandır...
"Dön" emrinle herşey dönecek sana,
Titriyor her zerrem Allah dedikçe;
Bu an, o andır...
Rahmeyle fakire, al elim Yârab!
Bir ömür sonunda elimde kalan;
Allah diyen bir dil, bir kuru candır... [2] (http://forum.islamiyet.gen.tr/mk:@MSITStore:D:/My%20Islam/ISLAM/Esmaul-Husna%20Kitapl%C4%B1%C4%9F%C4%B1/EsmaulH%C3%BCsna%20Kitapl%C4%B1%C4%9F%C4%B1.chm::/5.htm#_ftn2)
ER-RAHMAN
Esirgeyensin İlâhî, şefkatindir derde derman,
Bizler kumuz, sen bizleri sevgi ile saran umman,
Lütfün ile rahmetindir kucaklayan âlemleri;
Rahmeyle biz kullarına, ey sevgisi ulu Rahman...
Yârabbi!..
Esigeyensin kullarını her belâdan,
Bağışlayan sensin cümle günâhları...
Duyan sensin gönüllerden çağlayan gizli ahları,
Sensin veren gönüllere sevgiyi...
Yâ İlâhî, gönüllerin çorağına
Sevgi yağmurlarını yağdıran sensin.
Âlemler sevgin ile devreder demden deme,
Anaya şefkati veren, aşkı seren sensin âleme...
Lutfunun sonsuzluğu sarılır sonsuzluğa,
Can gibi sevdaları emdirirsin çocuğa.
Küçücük bir yüreğe dağlar gibi sevgiyi
Sığdıran sensin...
Rahmetinle serinler çöllerde sıcaklar,
Şefkatin âlemleri bir tül gibi kucaklar...
Kahretmezsin senin rızân için sevenlere,
Zulmünü rahmetinden süzdürüp zerre zerre,
O sonsuz sabrın ile son çizgiye saklarsın...
Kahrında bile kula şefkat var damla damla,
Lutfunda, rahmetinde sonsuz bir ummansın..
Rahmedersin her mahlûka rızık ve ikramla,
Dertliye devasın Yârab, hastaya dermansın...
O ne zavallı akıl ki, Yaratan dururken,
Yolunu yokta bitirip ve İblis'e kansın...
İlâhî merhametinden bir katrecik nasib
Alabilen gönüller erilmez sevdaya sahib...
Merhamet bilmeyen yürek ateşlere yansın,
Lutfeyle ki İlâhî, yarattığın şu yürek
Her vuruşta o güzel adını zikreylesin,
Rahmeyle ki şu akıl hep seni fikreylesin,
Kerem kıl ki diller seni söylesin,
Hep seni ansın...
Esirgeyensin İlâhî, bağışlayansın;
Âlemleri merhametiyle saran Rahmân'sın... [3] (http://forum.islamiyet.gen.tr/mk:@MSITStore:D:/My%20Islam/ISLAM/Esmaul-Husna%20Kitapl%C4%B1%C4%9F%C4%B1/EsmaulH%C3%BCsna%20Kitapl%C4%B1%C4%9F%C4%B1.chm::/5.htm#_ftn3)
ER-RAHÎM
Rahmeti yağdıran sensin kuru ağaç dallarına,
Halkedensin vahaları gariplerin yollarına,
Rahîm sensin, merhametin menba't sensin İlâhî,
Bağışlayansın günâhı, acıyansın kullarına...
Yârabbi!..
Sen ki Rahîm'sin, bağışlayıp acıyansın,
Merhamet bilmeyen yürek utanç ateşiyle yansın...
Kullarının arasında gerginliği ören eller,
Ham meyveyi acımadan dallarından deren eller,
Senin yarattığın canı, cansız yere seren eller.
Merhamet bilmeyen yüreğe bağlı...
Elbette yücedir senin katında,
Sana niyaz için açık, rızân için veren eller,
Mazlumların yarasına merhameti süren eller...
Merhametin en yücesi şüphesiz sende İlâhî,
Merhametsiz rûh gerekmez şu garip tende İlâhî...
Bir koyun kuzusuna, bir ana yavrusuna,
Şefkat ve merhametle, sevgi ile yaklaşır.
Sevgi bilmeyen insan özünden uzaklaşır...
Veren sensin sevgiyi en katı yüreklere,
Merhamettir sarılan gönülde dileklere...
Yâ İlâhî, rahmeyle biz garip kullarına,
Senin gazabın çetin,
Senin azabın elîm;
Sen merhamet etmezsen ulaşır mı yarına
Benim dünkü emelim?..
Kan donduran ayazlarda çocuklar,
Çıplak ayaklarıyla ısıtırken buzları;
Senin merhametindir
Isıtan sonsuzları...
Ve sen merhametlilerin en merhametlisi,
Sonsuz merhametinden
Zâlimlere de dağıt.
Dağılsın metropollerin kör ve sağır sisi,
Dinsin iniltisi mazlumların,
Gülücükler gibi açsın dudaklarda ağıt,
Elem gözyaşları dönsün sevinç gözyaşlarına,
Ve ağıtlar tebessüme dönsün...
Rahmeyle Yârabbi,
Merhametle yarattığın şu dünya üzerinde
Mazlumların yüreğini yakan ateş sönsün...
EL-MELİK
Yârabbi sensin yaratan, yön verensin gökle yere,
Veylona ki mülk benimdir, der göğsünü gere gere,
Görünen ve görünmeyen cümle mülkü yönetensin;
Melik-i hakîkî sensin, hükmedensin âlemlere...
Yârabbi!..
Tasarruf eyleriz verdiğin mülkü,
Yarattığın mülk üstünde yaşayanların
Ne sonuncusuyuz, ne de ilki.
Sahibi sensin mülkün, üzerinde yaşarız biz
Otuz sene, altmış sene, seksen sene belki...
Sonra dön emrinle döneriz sana,
Yatağı mülk değildir ırmağa, çağlayana.
Çoğumuz anlamadan bakar gideriz,
Bizi bekleyen sona akar gideriz...
Hükmetti nice hükümdar verdiğin mülk üstünde,
Şimdi kimin başında tâc ve samur kürk üstünde?..
Küçücük aklımızın ermediği âlemler,
Senin mülkündür elbet,
Senin yed-i kudretinde gök ve yer,
Her gün göçüp gideriz mülkünden birer birer,
Yine almayız ibret...
Mülk senindir Yâ İlâhî,
Göçerken dârül bekaya nakledemeyiz.
Uyarız da nefsimize, akledemeyiz...
İblisin içimize yaktığı şu külhanda,
Kör olur gönül gözlerimiz.
Oysa bir yolcu gibiyiz
Bir ömürlük konağımız dünya denen şu handa.
Kibreder senin verdiğin güce,
Kendini dev sanan bunca, cüce,
Gezer mülkünün üstünde başı dik.
Bilmez ki sensin sahibi âlemlerin,
Sensin Melik...
Sen gazab eylersen bize nereye kaçarız?
Mülkünü terkedip gidecek mülk yok,
Şüphesiz ki senin merhametin çok,
Şu kısacık dünya seferimize
Son vermeden ömre biçtiğin süre;
Saadet lutfeyle mülkünde bize...
EL-KUDDÛS
Uludur cümle sıfatın, şefkat sende, celâl sende,
Münezzehsin hatâlardan, hüsn-ü alâ cemâl sende,
Berisin her nakîsadan, benzerin yoktur âlemde;
Sensin el-kuddûs İlâhî, ki ekmel-i kemâl sende...
Yârabbi!..
Senindir cümle kemâl sıfatları,
Her türlü eksiklikten, noksanlıktan münezzehsin.
Tenzih ederiz seni her hatâdan ey tekaddes,
Sensin gönlümüzün sevdası, gerisi hevâ ve heves,
Yarattığın herşey güzel,
Herşey temiz ve mukaddes...
Kirleten biziz yarattığın güzellikleri,
Temiz düşüncelere kara sürer ellerimiz.
İblis mızrap vurur şer telimize,
Fena söyler dillerimiz...
Sen ki bir katrecik kar tanesine
Binbir güzelliği nakşedensin,
Çiğ damlamış gonca güller üstünde
Gönüllere güzelliği sunan sensin...
Seni ömründe bir kez anmayan kulları da,
Anan sensin.
En ücra köşesinde gafil yüreklerin
Sevda sevda yanan sensin.
Günah bizden sâdır olur, hatâ bizden gelir,
Kusur bizdedir İlâhî, münezzehsin her kusurdan.
Aydınlatan sensin gönülleri,
Bize de lutfeyle o İlâhî nurdan...
Kusursuzluk sana mahsus, bağışla kusurumuzu,
İçimiz ayrıdır, dışımız ayrı,
Bilen sensin bilinmezleri,
Sana iltica eyleriz, merhamet senindir gayrı...
Batmışız boyumuzca bataklara,
Günahlar boynumuzda dizi dizi.
Kaybetmişiz kendimizi,
Dağıtmışız bendimizi,
Berî kıl günahlarımızdan
El-Kuddûs vasfınla bizi... [6] (http://forum.islamiyet.gen.tr/mk:@MSITStore:D:/My%20Islam/ISLAM/Esmaul-Husna%20Kitapl%C4%B1%C4%9F%C4%B1/EsmaulH%C3%BCsna%20Kitapl%C4%B1%C4%9F%C4%B1.chm::/5.htm#_ftn6)
ES-SELÂM
Senden gelen her emir, sanki gülşenden gelir,
Safâsi ruhu sarar, kokusu tenden gelir,
Erdirirsin lutfunla her zoru selâmete,
Selâm sensin yârabbi, esenlik senden gelir...
Yârabbi,
Muradındır senin huzurla barış,
Kabul görür indinde gönülden her yakarış...
Hayır ve şer sendendir,
Ne gelirse senden gelir, ne edersen sen edersin,
Diler isen her zorluğu kullara esen edersin...
Nefse uyup isyan eden elbet düşer melâmete,
Düğümlenen cümle zorluk sende erer selâmete…
Senden uzaklaşan yürek, katılaşır zâlim olur,
Darda kalır ise kulun
Ve çağırırsa gönülden seni,
Erer elbet kurtuluşa, sâlim olur...
Büklüm büklüm akar dere,
Yollar dolam dolam gider...
Yıldızlardan yıldızlara, dağdan dağa, çağdan çağa
Meleklerin kanadında,
Seher yelinin sesinde senden selâm gider...
Senden alır ilhamını aydınlığa açan güller,
Seni söyler dertli bülbül,
Seni teşbih eder diller...
Yolunu şaşıran garip,
Menziline ilhamınla bulur yol,
Ganîdir merhametin, lûtfun bol, ikramın bol...
Lutfeyle, zorluklara nâçar kılıp verme bizi,
Asan eyle işimizi, zor yola gönderme bizi...
Biz ki âciz kullarız,
Sen ki sonsuz kudret sahibi,
Şüphesiz zora sokmazsın
Sana sığınan garibi...
Sen darda kalan kulları selâmete erdirensin,
Selâmet sende İlâhî, kalbe esenlik verensin...
Sensin gönülde ilham, sensin dillerde kelâm,
Es-Selâm'sın Yâ İlâhî, es-Selâm!..
Yâ İlâhî gazab edip yakma bizi melâmete;
Selâm sensin, her darlıktan çıkaransın bizi selâmete.
EL-MÜ‘MİN
Sensin kılan bizi emîn her endişe ve korkudan,
Kullar endişesiz uyur, korkusuz kalkar uykudan,
Va'dine güvenilensin, güven veren sensin yârab;
el-mü'min vasfınla bizi uzak tutma bu duygudan...
Yârabbi!..
Eminiz encâmımızdan,
Çünkü sensin yaratan, yargılayan...
Adline sonsuzdur itimâdımız,
Yine de endişeliyiz yalnız...
Adlinle hükmedersen, bu âmelle yandık,
Merhametinle hükmeyle, seni Rahîm diye andık.
Sen ki ulûhiyyetinden emîn olan Hak'sın,
Eminiz Hak diyenleri yakmayacaksın...
Yaratansın, imân ettik, emânetiz sana,
Eminiz lütfedeceğin o sonsuz ihsana...
Canımızla, malımızla, ırzımızla her dem,
Esirgeyen kudretinden emindir her âdem...
Sen ki sözünde sabit, va’dinde durursun,
Âhirette vereceksin mükâfatı, mücâzatı.
Görecek cümle kulların orda Mü'min olan zâtı...
El-Mü'mîn yaraşır senin İlâhî zâtına,
İnandık, imân eyledik senin cümle sıfatına...
Gün gelir ki, orda zaman olmaz, zemin olmaz,
O mizanı düşünenler senden nice emin olmaz?..
Eyle bizi salâha erenlerden Yârabbi,
Sana gelip felaha erenlerden Yârabbi...
Teslim olup İslama gelenlerden eyle bizi,
Huzuruna imân ile gelenlerden eyle bizi...
Mü'min kullarının arasına kat,
Çünkü el-Mü'min sendeki bir ulvî sıfat...
Emin eyle bizi dünyamızdan, ukbamızdan,
Razı ol imânımızdan...
Zira senin emrine lâyık değil amelimiz,
Titrer sana açıldıkça hicap ile elimiz...
El-Mü'min sıfatınla emin eyle gönlümüzü,
Sana karşı bozulmamış yemin eyle gönlümüzü.
EL-MÜHEYMİN
Yönlendirensin âlemi, cümle işi yönetensin.
Yörüngesinde dünyayı gece gündüz denetensin,
Düzenleyen cümle seyri, ayarlayan hayr ve şerri,
İnsanları her işinde murakabe eden sensin...
Yârabbi!..
Yaptığımız her işten haberdâr olansın,
Bilirsin yaptığımız türlü işi...
Yârabbi, bizleri hayr işlere yönelt,
Yaptırmasın İblis bize şerli işi, kirli işi... ,
Yönlendirensin âlemde her ki ne var ise,
Yaptığımız amellerin sonu nâr ise,
Yönlendirme ol cihete Yârab!..
Bizi esir etme nefse, uydurma İblis'e,
Ki senin rızâna uygun hizmette kalalım;
Sana lâyık kullarından olalım...
Ne var ki şu âlemde senin kudretinden ırak,
Yakamaz odunu od, kıramaz taşı balyoz,
Kesemez otu orak, Rüzgâr kaldıramaz toz...
Sen ki görmediğimiz nice kuytularda hep
Yarattığın herşeyi görür ve denetlersin,
Rızân olmazsa eğer zehirleyemez akrep,
Onu kendi ktskacıyla kenetlersin...
Düzenleyen sensin elbette cümle işleri,
Seyyarelerin seyri, gidiş gelişleri,
Senin kudretinle olur Yârabbi...
Ayarlayansın zamanı, lahzaları bir bir,
Senin emrinle olur denizde med ve cezir...
Başak olan tohum, ağaç olan fidan,
Müheymin sıfatının hükmüdür ey Yaradan...
Herşey sana aşikâr,
Bilirsin gönlümüzden geçenleri her saat,
Biz de biliriz seni ve ederiz itaat...
El-Mühyemin’sin İlâhî,
Sen yönlendirmesen eğer nereye gider bu yollar?
Sana doğru yönlendir,
Allah deyip de sana gelebilsin garip kullar...
EL-AZÎZ
Yoktur eşin ve benzerin, ulu şöhret sende yârab,
Hüküm senindir İlâhî, yüce kudret sende yârab,
Erilmez payeler sende, üstünlükte üstüne yok;
Yârabbi sensin el-Aziz ulu izzet sende yârab...
Yârabbi!..
Eşi, dengi, benzeri olmayan sensin,
Sensin hiçbir zaman mağlub olmayan.
İzzet ve kuvvet senindir,
Senindir tek ihtişam...
Şerefli sensin İlâhî,
Bize verdiğin şerefle müşerrefiz,
Eşref-i mahlûkat payesi verdiğin biz
Rahman vasfını bilip, asla ümitsiz değiliz.
İstemeyiz bu şeref, esfel ile gölgelensin,
Güçlü olan sensin Yârab, daima üstün gelensin...
Dilersen edersin zelîl,
Dilersen eylersin azîz.
Zayıf ve âciz kullarız, neyimize kibrederiz?..
Var idin yokken âlemler,
Yok olunca cümle âlem, kalan sensin.
Sana mahsustur o izzet, zira Azîz olan sensin...
İblis bile andeyledi senin yüce izzetine,
Yaratan sensin İlâhî, kim erişir kudretine?..
Azîz sensin, sana lâyık her ihtiram,
Cümle varlık sendeki o sonsuz kudrete râm...
Sensin fevkinde herşeyin, sensin Ulu,
Elbette darda koymazsın, sana gelen garip kulu.
Verensin sen izzetinle her taama ayrı lezzet,
Bizler ki garip kullarız,
Senindir o mutlak izzet...
Yenilsek de nefsimize yenilmeyen İlâh sensin,
İmân ettik kudretine, Azîz olan Allah sensin...
Ta'zim eder seni gökler,
Ta'zim eder seni yer.
Ey benzeri bulunmayan tek İlâh,
Bize sıhhat, bize rızık, gönlümüze huzur ver...
EL-CEBBÂR
Kişi kibriyle küçülür, azamet sende İlâhî,
Soldu nice bin güzellik şu fâni tende İlâhî,
Engel tanımayan kudret zâtına münhasır yalnız;
Doludizgin deli çaylar takılır bende İlâhî...
Yârabbi!..
Senin ilhamınla çağlar,
Köpük köpük akar dere.
Göğü tırmalayan dağlar,
Bir gün secde eder yere...
Doğudan batıya kadar,
Güneş batmayan ülkeye
Hükmeden nice hükümdar,
Bir ömürlük zamanı mahmuzlarken
Koptu dizgini hayatın...
Üç-beş günlük saltanatın
Yeller eserken yerinde,
Esen senin sevdândır efil efil
Seher yelinde...
Sen ey hiçbir kudretin
Yetmediği sonsuz kudret!..
Kendinde nice kudret vehmeden şaşırmışlar,
Gün olmuş senin sonsuz sabrını taşırmışlar;
En azgını yok olmuş en azgın emelinde...
Muktedire verdiğin kudret senin elinde,
Yunus'a verdiğin ders, Davud'a verdiğin ses,
Mecnûn'a verdiğin aşk inler gönül telinde...
Sen ki, ey sonsuzluğu bir zerrecik gören göz,
Sen ki, ey gönüllerde sevda tutuşturan köz,
Sen ki yoktan var eden, hep var olan Ulu Zât,
Ne olur, kulluğundan bizi eyleme azat...
Sen ki, zâlime düşman,
Mazluma, Hakk diyene, doğru yolda arkadaş,
Sen ki dertliye sabır,
Öksüze, sevgi ile kotarılmış özge aş...
Sen ey kudretine güç yetmeyen Pâdişâh,
Akıl nice anlasın, diller nice söylesin?
Şüphesiz ki biz seni nasıl düşünüyorsak;
Lûtfunla, himmetinle, kudretinle öylesin...
Kerem kıl Yâ İlâhî,
Râm olur kudretine gönlü sana yâr olan,
Sen ey kudret sahibi, Ganî ve Cebbar olan...
EL-MÜTEKEBBİR
Kibriya sensin ilâhî, sual olmaz hikmetinden,
Azamet sendedir yârab, ötesi yok kudretinden,
Ol hamakat ehlidir ki, tekebbür eder gücüne;
Yalnız sana sığınırız celâlinden, hiddetinden...
Yârabbi!..
Azamet senin, kudret senin, hikmet senin,
Elbette merhamet sende, kullarına himmet senin...
Veren sensin, alan sensin,
Her dem bakî kalan sensin,
Rızık senden, nimet senin,
Zâlimlere hiddet senin,
Mazlumlara munis eser meltemler,
Zulmedene elbette en yüce şiddet senin...
Fir'avna verdiğin akıl almaz ibret senin,
Nemrud'u mahfeyleyen bir küçücük sinekse,
Elbette bir sineğe verdiğin kudret senin...
Yâ İlâhî, kudretine mağrur olan hükümdar,
Üç-beş günlük ömrü kadar olabilmiş payidar...
Tekebbür neyine kulun, ne kadardır kudreti?
Sadece kırk sene sürdü Süleyman'ın devleti...
Ebedî devlet senindir Yârabbi,
İlâhî hikmet senindir Yârabbi,
Fâni ömrünce sürer her sultanın saltanatı,
İnandık ki, yönlendiren sensin cümle kâinatı...
Bu dünyada kibredenler lütfettiğin kudretine,
Kibirlenip mestolanlar üç-beş günlük şöhretine,
Gün gelince sığınacak senin ulu kudretine,
Yaratılan muhtâc olur Yaratan'ın himmetine,
Bizi saptırma İlâhî, isyan yolu cihetine,
Sığınmışız aczimizle senin ulu devletine,
Erdir bizi hidâyete, erdir bizi rahmetine...
Karanlık dehlizlerde kayboldu aklımız,
Senin himmetin olmazsa Yârab perişanız...
Mütekebbir senin vasfın,
Her işte azametin var, yüceliğin hep aşikâr,
İnandık biz sana ey yâr,
Nurunla aydınlat bizi, sönmeyecek ziyasın sen,
Vurursun kibirlinin kibrine kibrinle kelepçe;
Azîm ve Kibriya'sın sen...
EL-HÂLIK
Yoktan var edensin yârab, âlemleri yaratansın,
Derdi dermanıyla verip, çâresini aratansın,
Verip idrâkin ipini nefsin, iblisin eline;
Yarattığın şu âlemde yaşayan münkir utansın!..
Yârabbi!..
Devrettikçe devrân icre kürreler,
Aklımız acze düşer...
Sonsuzlukta bunca âlem, gökle yer,
Kürreleri oluşturan zerreler,
Zikreder de senin yüce adını,
Neden idrak etmez şu garip beşer
Bedenini halkcdenin yâdını?..
Yerde akar, göğe çıkar, bulut olur bir damla su,
Gün kavurur, çöl tutuşur, umut olur bir damla su,
Dere olur, yanlan yarpuz tutar,
Zemheride kalıp kalıp buz tutar.
Bahar gelir çağıldar uğultusu...
Bir damlacık sudan oluşan beden,
Su kadar aklın yok, bu kibir neden?..
Bilmez misin yaratılmış her nesne O'nun eseri?
Ey hercai nefse uyan,
İblis peşinde koşan serseri!..
Uyan bu gafletten, uyan!
Yoktan var eden o kudret,
Varları yok eder elbet...
Gök gürlese yer ürperir sesinden,
Dünya denen şu kürre
Bir an için şaşırıp, çıksa yörüngesinden
Toprak bir deniz olur, denizler toprak olur;
Halkedilmiş ne varsa, bir anda helak olur...
Yâ İlâhî medet senden,
Bir hiçiz biz, Hâlık sensin...
Bir katrecik kan ve sudan
Ne sultanlar halkedensin...
Yaratan sen, yöneten sen,
Nice ben derim bana ben?..
Yürür beden cana gider,
Damla çaya, çay ırmağa, ırmaklar ummana gider.
İmân ettik Yâ İlâhî,
Alemler devreder durur,
Esen rüzgâr, doğan insan, yağan yağmur,
Herşey senden gelir, sana gider...
EL-BARÎ
Yaratansın güzelliği; ey en güzel, sen ey güzel,
Hâline hamdeden hamal, sana kul olan bey güzel,
Çiçekteki renk ve yaldız, gökyüzünde kayan yıldız,
el-Bâri'sin yâ ilâhî yarattığın her şey güzel...
Yârabbi!..
Senin eşsiz sanatın var güzelde,
Yedilin filizde, sarın gazelde...
Sen varsın İlâhî nakısında çiçeklerin,
Sonsuz kudretin çağıldar akışında gerçeklerin.,
Bu nice güzellik Yârab denizin yakamozunda,
Erir nice renk ve ışık, ürperir
Kelebek kanatlarının altın tozunda...
Ezeli ebede taşıyan sensin;
Semâya serilen Samanyolu'nda,
Bin derya resmeden balık pulunda,
Binbir sevda ile ışıyan sensin...
Bahar dalındaki o nazenin renk,
Tomurcuklardaki o sıcak ıtır
Damla damla içimizi ısıtır...
Tavus nakışındaki o akıl almaz ahenk,
Tutuşan gönüllerde İlâhî sevdaya denk...
Aşıkların sevdanı içer gönül gözünden,
Bin gündüzü yudumlar gecenin gökyüzünden.
Öperken kardelenler mor dağların karım,
Kim çözer başı karlı dağların esrarını?..
Çöl kavuran güneşte görmeyen gözler üşür,
Yarasalar karanlık kuytularda büzüşür...
Berisin her hatadan, münezzeh her kusurdan,
Bizler çamurdanız Yârab,
Bulaştırma bize bizi.
Sevgi yoksa yolumuzun ucunda,
Ulaştırma bize bizi...
Bizler çamurdanız Yârab, çamurdan...
Bir fanus giydir gönlümüze
İmân işlemeli İlâhî nurdan...
Yarattığın herşey güzel Yârabbi,
Yarattığın gönlümüzün yârisin.
Senin eşsiz sanatın var güzelde; Bâri'sin...
EL-MUSAVVİR
Göğe nakış, yere akış, suya içim veren sensin,
İşlevince her canlıya bir tür geçim veren sensin,
Yaratan sensin ilâhî her varlığı bir şekilde;
Dengeleyip, her surete özge biçim veren sensin.;.
Yârabbi!..
Yarattığın her canlıya özge suret,
Halkettiğin herşeye özge biçim verensin.
Onca benzerlik icre, tefrik için kulları,
Küçük ayrıntılarla büyük fark gösterensin...
Her çehrede iki göz, ağız burun ve kulak,
Bunca beşer nedense benzemez birbirine.
Sensin kâdir-i mutlak,
Bunca sığ ve derine
Sensin şekli resmeden...
Dağlarda ayrı rakım, derede ayrı biçim,
Rengi yeşil olsa da, ayrıdır çayırla çim...
Ömrü üç saat süren kelebek kanadına,
İşlersin akıl almaz binbir desenli bir tül,
Birkaç günlük ömr için, yarattığın gonca gül
Açılır katmer katmer dikenli dallarında...
Yarattığın kuşların kanadındaki nakşı,
Ne ressamlar resmeder, ne şair eder tasvir...
Musavvir sensin Yârab,
Senden alır ilhamı, senin yarattığını
Tasvir edenler ancak...
Bir deniz kabuğunda sıralanan şekiller,
Küçücük karıncalar, o dev yapılı filler,
Mor menekşe, pembe gül, kırmızı karanfiller,
Küçücük bir gagada sayısız bunca çiller
Hep senin sanatındır,..
Avazdaki rikkati bülbülün çilesinde,
Meltemdeki şefkati atların yelesinde,
Doyumsuz serinliği suların lülesinde
Sen sunarsın kullara...
Musavvir sensin İlâhî, kimse tasvir edemez
Senin yarattıkların nesnede şekli bile,
Toplarız verdiğin güzellikleri,
Bizlere görmek için verdiğin gözler ile...
EL-GAFFÂR
Gecelerin zulmetine seren sensin sabahları,
Duyan sensin nadim olan gönüllerdeki ahları,
Bulut nasıl örtüyorsa bir tül gibi yıldızları;
Sensin örten, yine sensin bağışlayan günâhları.
Yârabbi!..
Bin ridâya sarsak da bir günâhı,
Gören sensin...
Giren sensin gönüllerin gizli dehlizlerine.
Ağarmaz sandığımız dipsiz karanlıklara,
Açılmaz bildiğimiz toprakta en derine
Zavallı aklımızca gömdüğümüz her günah,
Bir yıldızda ağarır,
Bir filizde yeşerir;
Çarpılır çehremize bir avuç katran gibi,
Ruh bu utançla erir...
Oysa sen o mübarek Gaffar sıfatın ile
Örtersin günahları;
Kumların üzerine kapanan umman gibi...
Kulların belleğine gerersin perdeleri,
Her günâhın üstüne örtülen nisyân gibi...
İstersen gölgelersin güneşi bir bulutta,
İstemezsen bilinmez işlenen gizli günâh.
Ağarmaz karanlığın böğründeki kara ben,
Gecelerin alnında ağaran bir tan gibi...
Ve sen hep bağışlarsın günâhını kulların,
Köleye rahmeyleyen âdil bir sultan gibi...
Sultanlar sultanı sen,
Her neyi murad etsen
Yaratırsın o anda...
Zaman emrinle çağlar, ilmindedir her mekân,
Sararsın mekânları bir özge mekân gibi...
Yârabbi, sen herşeyi her mekânda görensin,
Bizler ki günahkârız...
Hatasız olan sensin, biz hatamızla varız.
Ört günâhlarımızı ve affeyle Yârabbi,
Bize bir arkadaş ver bu çetin yolumuzda;
Gönlümüzde üzeri örtülmüş imân gibi...
EL-KAHHAR
Sensin âlemin sahibi, sensin her dem gâlip olan,
Yenilmeyen kudret senin, cemâlindir calip olan,
Kahredersin kudretinle, kudretine kibredeni;
Hamakat ehlidir elbet kahrolmaya talip olan...
Yârabbi!..
Cümle zerrâtı hem içinden, hem dışından,
Senin sonsuz kudretindir kuşatan...
İbret gerek biz kullara kelebeğin nakısından,
Pençesinden arslanların, ceylanların bakışından,.
Şüphesiz sensin yaşatan
Ölü bildiklerimizi...
Senin kahir kudretini elbette ki anlar
Yanılıp da kahrına uğrayanlar...
Yaratan gensin İlâhî, her yerde sen varsın,
Her dem gâlib olan sensin,
Lütfedersin dilediğin kullarına,
Zâlime karşı Kahhârsın!..
Dilersen lutfun ile kulları âbâd edersin,
Dilersen helak eder, ömrünü berbâd edersin...
Hiç kimse kuşatmandan kurtaramaz kendini,
Takarsın bileğine çözülmez kemendini...
Dayanamaz kahrına ne semâvât, ne de yer,
Sonsuz kudret senindir, âlem sana baş eğer...
İmân, irfan, adalet vesiledir lûtfuna,
Elbette kahredersin her kim ki uymaz buna...
Küfür, isyan ve zulüm sana baş kaldırmaktır,
Emrine uymayanlar perişan olacaktır...
Kahreyledin nice Nemrud'u sen ki Ey Kahhâr,
Bilebilsek ki kahrından daha çok lutfun var...
Hilmin de güzel İlâhî, cemâlin de güzel,
Şüphesiz ki her lafz-ı celâlin de güzel...
Kahhâr olan da sen, Latîf olan da sen,
Bizi kahretme Yârabbi,
Bağışla isyanımızı, bizlere lutfeyle...
EL-VEHHÂB
Kuşa yuva, derde deva, yorguna hız veren sensin,
Hibedir her verdiğin şey; karşılıksız veren sensin,
Hidâyet ver kullarına, lutfeyle bizlere yârab;
Vehhâb olan, adın ile, elbet yalnız veren sensin...
Yârabbi!..
Eğer vermezsen,
Kimin olur malı mülkü?..
Dağlara kar, gönüle yâr, kışa bahar veren sensin...
Kirpiye dikeni, samura kürkü,
Dallara bâr, güllere har, hastaya nar veren sensin.
Vîrânı âbâda, kısırı evlâda
Nisyânları yâda erdiren sensin.
Meyveyle donatan sensin dalları,
Kış gelince mor dağlara ak kan,
Kıştan sonra yaylalara baharı
Nakış nakış serdiren sensin...
Sensin elbet Yâ İlâhî, tadı veren dilimize,
Çeşit çeşit hünerleri veren sensin elimize...
Yaratmasaydın yerleri
Nerde barınırdık Yârab?..
Yağmur verirsin bulut bulut,
Gayret verirsin umut umut,
Serhaddi yok arzularımızın,
İsteklerimize yoktur hudut...
Biliriz ki, yok yoktur senin için,
Biliriz ki, sonsuzdur nîmet hazinelerin...
Bol bol bağışlarsın her nimetini
Karşılık beklemeden...
Sen ki, sana isyan edeni bile,
Rızkınla rızıklandırır, yaşatırsın mülkünde.
Kısmadın hiçbir canlının rızkını
Ne sonunda, ne ilkinde...
Vehhâb'sın,
Hibedir tüm verdiklerin.
Câhile bilgiyi,
Garibe ilgiyi gönderen sensin...
Sen yaratan, yaşatan, yönlendiren Rab'sın,
Her nimeti hibe eden Vehhâb'sın...
ER-REZZAK
Yâ ilâhî, her şeyi sen tefrik edip ayıransın,
Mazlumları, öksüzleri, güçsüzleri kayıransın,
Rezzâk olan yalnız sensin, yarattığın her canlıyı
Sana isyan etse bile rızkın ile doyuransın...
Yârabbi!..
Ey her canlının rızkını tekeffül eden Allah,
Rızkımızdan şüphe mi? Tevbe, estağfirullah!..
Birinin rızkı için biri olsa da vesile,
Şüphesiz ki o ulaşır hep senin keremin ile...
Yaşadıkça vereceksin eksilmeyen hazinenden,
Deniz altında balığa, yer altında solucana,
Hiç kesilir mi umut, senden, senin kereminden?
Veren sensin her bedene, her ruha, her cana...
Nasıl beden alıyorsa her nebattan gıdasını,
Ruhlara da sunan sensin huzurunu, sevdasını...
Ayağıyla getirirsin kötürüm kurda kuzu,
Kör kuşun gagasının önünde biter dan.
Düşler ihsan edersin doyurup uykumuzu,
Edersin bir arslanı kırk tilkinin medarı....
Rezzâk sensin Yâ İlâhî,
Çok verirsin, az verirsin.
Yaşatırsın verdiğin ömür içinde canlıyı.
Kimini inleterek, her seher niyaz verirsin,
Bilen sensin geleceği, imkânsızı, imkânlıyı,
Göçere mekân verirsin, garibe imkân verirsin...
Nasıl doyuruyor isen yiyecekle, içecekle,
Gözleri de doyurursun çeşit çeşit çiçekler.
Ruha huzur, kalbe sevda,
Yuvalara mut ve umut...
Senin sonsuz hazinenden keremine yoktur hudut.
Yâ İlâhî sensin Rezzâk,
Yeşil, sarı, kırmızı mor,
Nebat verir kara toprak...
Bir dâneden yüzlük başak,
Bir tohumdan koca ağaç,
Rezzâk olan o ki sensin, kim kalır aç?..
EL-FETTAH
Açan sensin kapıları kurtuluşa birer birer,
Cihâna sığmayan sevdan gönül kapısından girer,
Fettâh sensin, her kapının anahtarı sende yârab;
Kullar ulu divânına açık dergâhından erer...
Yârabbi!..
Bir kapıyı açmadan, kapatmazsın bir kapıyı,
Açacak anahtar sende her kapıyı...
Senin yüce dergâhın açıkken her kuluna,
Gafil odur ki, gelenin yüzüne örter kapıyı...
Karşımıza duvar gibi dikilen her zorluğa,
Bizi cendere gibi sıkıp saran her darlığa
Kurtuluş ve ferahlık kapısı açan sensin...
Biz küçücük bir emelin koşarken peşinden,
Görüp gafletimizi, kapatıp o kapıyı sen,
Sonsuz mutluluklara kapıları açan sensin,
Mutluluğu çiçek çiçek gönüllere saçan sensin,..
Yâ İlâhî Fettâh sensin,
Kullarının arasında adâletle hükmedensin...
Bırakmazsın mazlumun âhını zâlimlere,
Bir kulun huzurunda alın vurursa yere,
Eser kışına bahar,
Açılır önünde cümle kapılar...
Sen lütfedersin de açılmaz mı?
Açılmaz sanılan çelik kapılar,
Aşılmaz sanılan dağlar,
Bitmez sanılan acılar...
Bitiverir bir lâhzada, huzur bulur gönül,
Tomurcuğa durur kurudu sanılan gül,
Yeniden çiler sevdasını sustu sanılan bülbül...
Gariplerin suratına kapanan büyük kapılar,
Sen kerem edince, açılır ardına kadar...
Çünkü sen Fettâh'sın,
Sen ki, âlemleri yaratan Allah'sın...
Nice baş kaldırır sana -hâşâ-, yarattığın şey,
Sen istersen hizmet eder hizmetindekine bey...
İnandık Ey İlâhî,
Şerîki olmayan Allah sensin,
Açan sensin her kapıyı, Fettâh sensin...
EL-ALÎM
Gayb açılır ilmin ile, sana gizli mekân yoktur,
Akan şu zaman içinde sana müphem bir an yoktur,
Alîm sıfatındır senin, sır aşikârdır ilmine;
Düşünceyi bile senden gizlemeye imkân yoktur...
Yârabbi!..
Herşeyi bilensin;
Uçan kuşun konacağı dalları,
Ayaklara serilecek yolları,
Gecenin ardından doğacak sabahları,
Kahkahanın peşindeki ahları,
En kuytu köşelerde işlenen günâhları,
Sahralarda sevdaya susamışı,
Filiz iken ney olacak kamışı
Bilen sensin...
Bilinmezde buğulanan esrarı,
İlmiyle silen sensin...
Yâ İlâhî,
İçimizden rüzgâr gibi geçenleri,
Yeraltında kımıldayan, gökyüzünde uçanları,
Gönüldeki her niyeti,
Keyfiyeti, kemiyeti,
İçine kapalı ferdi, uğuldayan cemiyeti
Elbette bilensin Yârab...
Yarattığın bunca âlem,
Bir zerreciktir indinde.
Yüce dağların başında, okyanusların dibinde
Ne var ise sana âyân...
Bizler ancak senin bize bildirdiğini biliriz,
Bilemeyiz bilmemizi istemediğin esrarı.
Bir topak dünya üstünde emrinle gidip geliriz
Bir aşağı, bir yukarı...
Akıp gider yarattığın zaman,
Binbir meçhul ile dolu bizlere görünen mekân.
Puslandırır aczimizin ifâdesi
Sır fanusunun camını,
Yalnız sen bilirsin Yârab her nesnenin encamını.
Bilgimizin bir sonu var,
Sonsuz olan ilim sensin,
Geçmişten sonsuza kadar
İlminde hıfzeden Alîm sensin...