ByAKINCI
24-10-2008, 12:43
Muhyiddin-i Arabî Hazretleri hayatı boyunca pek çok harikulade kerametler göstermiş, ibret verici hayat levhaları ortaya koymuştur. Hatta eserlerinde geleceğe dair bazı açıklamalarda bulunmuş, ipuçları vermiştir. İşte bunlardan bir tanesi: Eserinde "Sin-Şın'a gelince (girince) Muhyiddin'in kabri ortaya çıkar." demiştir. Burada "Sin"den kasdedilen Osmanlı Hükümdarı I. Selim (Yavuz Sultan Selim)'dir. "Şın"dan kasıt ise Şam şehridir. Sin-Şın'a gelince (girince) tabiriyle ne anlatılmak istenmiş, insanlara hangi mesajlar verilmiş onu izaha çalışalım:
Öncelikle Şeyh-i Ekber Muhyiddin-i Arabi Hazretlerinin yaşadığı dönem 1164-1240 tarihleri arasıdır. Yavuz Sultan Selim'in Şam'a girme olayı ise 1516 tarihidir. İki olay arasında 3 asırlık zaman dilimi bulunmaktadır. Olayın ayrıntıları ise şu şekildedir:
Muhyiddin-i Arabî Hazretleri Şam'da ayağını bir yere basarak insanlara şöyle seslendi: "Sizin taptığınız benim ayaklarımın altındadır." İnsanlar bunu anlayamadı ve kendisini küfürle suçladılar. Bu sözlerinden dolayı ölüme mahkûm ettiler. Büyük velî'yi şehit ettikleri gibi cesedini de Şam'ın çöplüğüne attılar. Bir müddet sonra ayağını bastığı yeri kazdıklarında bir küp altın buldular. Aslında büyük velî insanlara bir ders vermek istemiş onları paraya, maddeye, kapitale tapmakla suçlamış gerçek tapılması gerekenin Allah olduğu mesajını vermiş fakat insanlar bunu anlayamamışlardır. Bu gerçek ancak çok sonraları anlaşılabilmiştir. Günümüzde ise bu realite kaçınılmaz bir haldedir.
Muhyiddin-i Arabî Hazretleri Sin-Şın'a gelince (girince) diyordu. İşte Osmanlı Devletinin yükselme dönemi hükümdarlarından Yavuz Sultan Selim Han Doğu üzerine sefere çıkmıştır. 1516 tarihinde Şam şehrine girmiştir. Böylece Sin (Selim), Şın'a (Şam) gelmiş oldu yani I. Selim Şam'a girdi. Yavuz Sultan Selim Şam'da bu büyük velî'nin mezarını aramaya başladı. Şam'ın çöplüğünü kazdırdı, kazdırdı… Yaklaşık 3 asırdan beri biriken çöplerin arasından büyük velî'nin cesedi çıkarıldı. Ceset taptaze duruyordu, ne alnındaki ter zerrecikleri ne de boynundaki kandamlacıkları kurumuştu. Yüce yaratıcı kendi dostunu aynen muhafaza etmiş, söylediği sözü ise tüm insanlara ibret verircesine aynen ortaya çıkarmıştır. Böylece Selim'in Şam'a girmesiyle büyük velî'nin mezarı ortaya çıkmıştır.
Yavuz Sultan Selim Han hemen oradaki tüm çöpleri temizletmiş büyük veli için bir türbe inşa ettirmiştir, türbenin yanına ise bir cami ve imaret yaptırmış, bir vakıf kurdurmuştur. Bunların tamamı üç ay içerisinde gerçekleşmiş Yavuz Sultan Selim tamamlanan cami açılışında ilk cuma namazını da eda etmiştir. Şam Salihiye'de bulunan bu türbe ise o günden günümüze kadar insanlar tarafından ziyaretgâh haline getirilmiştir. Böylece büyük velinin gerçek kimlik ve niteliği de tüm insanlarca anlaşılmıştır. İnsanlara verilen dersin büyüklüğü ise tarih boyunca takdir edilmiştir. Yunus Emre hazretlerinin söylediği gibi;
Bilmeyen ne bilsin bizi
Bilenlere selam olsun
Öncelikle Şeyh-i Ekber Muhyiddin-i Arabi Hazretlerinin yaşadığı dönem 1164-1240 tarihleri arasıdır. Yavuz Sultan Selim'in Şam'a girme olayı ise 1516 tarihidir. İki olay arasında 3 asırlık zaman dilimi bulunmaktadır. Olayın ayrıntıları ise şu şekildedir:
Muhyiddin-i Arabî Hazretleri Şam'da ayağını bir yere basarak insanlara şöyle seslendi: "Sizin taptığınız benim ayaklarımın altındadır." İnsanlar bunu anlayamadı ve kendisini küfürle suçladılar. Bu sözlerinden dolayı ölüme mahkûm ettiler. Büyük velî'yi şehit ettikleri gibi cesedini de Şam'ın çöplüğüne attılar. Bir müddet sonra ayağını bastığı yeri kazdıklarında bir küp altın buldular. Aslında büyük velî insanlara bir ders vermek istemiş onları paraya, maddeye, kapitale tapmakla suçlamış gerçek tapılması gerekenin Allah olduğu mesajını vermiş fakat insanlar bunu anlayamamışlardır. Bu gerçek ancak çok sonraları anlaşılabilmiştir. Günümüzde ise bu realite kaçınılmaz bir haldedir.
Muhyiddin-i Arabî Hazretleri Sin-Şın'a gelince (girince) diyordu. İşte Osmanlı Devletinin yükselme dönemi hükümdarlarından Yavuz Sultan Selim Han Doğu üzerine sefere çıkmıştır. 1516 tarihinde Şam şehrine girmiştir. Böylece Sin (Selim), Şın'a (Şam) gelmiş oldu yani I. Selim Şam'a girdi. Yavuz Sultan Selim Şam'da bu büyük velî'nin mezarını aramaya başladı. Şam'ın çöplüğünü kazdırdı, kazdırdı… Yaklaşık 3 asırdan beri biriken çöplerin arasından büyük velî'nin cesedi çıkarıldı. Ceset taptaze duruyordu, ne alnındaki ter zerrecikleri ne de boynundaki kandamlacıkları kurumuştu. Yüce yaratıcı kendi dostunu aynen muhafaza etmiş, söylediği sözü ise tüm insanlara ibret verircesine aynen ortaya çıkarmıştır. Böylece Selim'in Şam'a girmesiyle büyük velî'nin mezarı ortaya çıkmıştır.
Yavuz Sultan Selim Han hemen oradaki tüm çöpleri temizletmiş büyük veli için bir türbe inşa ettirmiştir, türbenin yanına ise bir cami ve imaret yaptırmış, bir vakıf kurdurmuştur. Bunların tamamı üç ay içerisinde gerçekleşmiş Yavuz Sultan Selim tamamlanan cami açılışında ilk cuma namazını da eda etmiştir. Şam Salihiye'de bulunan bu türbe ise o günden günümüze kadar insanlar tarafından ziyaretgâh haline getirilmiştir. Böylece büyük velinin gerçek kimlik ve niteliği de tüm insanlarca anlaşılmıştır. İnsanlara verilen dersin büyüklüğü ise tarih boyunca takdir edilmiştir. Yunus Emre hazretlerinin söylediği gibi;
Bilmeyen ne bilsin bizi
Bilenlere selam olsun