PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Ya Türkçe Ya Hiç


kurabiye
03-05-2010, 18:58
Ya Türkçe Ya Hiç!

İsim bir insanın kimliği ve kişiliğidir. Herkes kendi kültürüne, yaşantısına, geleneğine, dini kaidelerine göre evlatlarına bir takım isimler koymaktadırlar. Bu anne babanın çocuğuna karşı ilk görevidir.
Türkçülük, Arapçılık esasına göre bazı yorumlara yer verdikten sonra dinsel perspektiften konuyu değerlendireceğim ve görüşlerimi beyan edeceğim.
Aslına bakılırsa Hüseyin Nihal atsız her iki cephe açısından de konuyu güzel bir şekilde değerlendirmiştir. Şimdi kısa olarak bu görüşlere bakalım:
Arapça resmi dil olmalıdır. Türkçe zaten dil değildir. Mete, Atila, Çengiz, Hülegü kâfirdir. Kan içici zalimlerdir. Şeriattan başka kanun olmamalıdır. Çocuklara Demir, Taş, Kaya gibi iptidaî adlar, hele Arslan, Pars, Bozkurt, Doğan gibi hayvan isimleri vermek dinsizliktir. İslamî adlar verilmelidir. Türkleri İslamiyet adam etmiştir. Ancak İslamiyet sayesinde büyük devletler kurabilmişizdir. V.b…
İslam birliği taraftarlarına göre Türkler, Müslüman bir millet oldukları için müslümanca adlar almalıdır. Türklerin İslam olmazdan önce kullandıkları adları almak yanlıştır, Müslümanlığa aykırıdır. Dünyada bundan daha yanlış ve iptidai düşünce olamaz. İslam adları denen adlar Arap adlarıdır. Bunların hemen hepsi de İslamlıktan önceki zamandan beri Araplar arasında kullanılmaktadır. Yani küfür ve cahiliyet zamanından kalmadır. Anlamı bilinmeyen kelimeleri çocuklarımıza takmakta maddi veya manevi hiçbir kazancımız yoktur. Aksine, milli ruh bakımından kaybımız vardır. Hele Müslüman adları arasında Yahudilerden Araplara geçen Musa, İsa, Süleyman, İbrahim, İsmail, İshak, Yakup, Yusuf, Harun, Davud gibi adlar bizim Türkçe adlarımızla ölçüştürülebilir mi?
Hayvan adıdır diye Bozkurt’a, Alparslana’a, Ertuğrul’a itiraz edenler Muaviye’nin “Uluyan Dişi Köpek” ve Osman’ın “Yılan Yavrusu” demek olmasına ne buyururlar?
Araplarda yalnız şahısların değil, boyların da hayvan adı aldığı vardır. Mesela bir kabilenin adı “Beni Kelb” yani “İtoğullarıdır”
Kadın adları da öyledir: Ayşe “Yaşar”, Fatma “sütten kesilmiş”, Hatice “Vaktinden önce doğmuş”, Zeynep “tombul” demektir.[1]
Diyanet'ten isim koyma önerisi:
Diyanet İşleri Başkanlığı anne baba adaylarına "çocuğunuza yadırganmayacak anlamlı isimler koyun" önerisinde bulundu. Diyanet, ismin Kuran'da geçip geçmeme konusuna da açıklık getirdi.
Diyanet İşleri Başkanlığı’nın aylık "Diyanet" dergisinde yer alan soru-cevap bölümünde çocuklara isim verilirken dikkat edilmesi gerektiği belirtildi.
Çocuklarına güzel isim vermenin anne ve babanın görevleri arasında olduğu kaydedilen yazıda, çocuğa verilecek ismin "İslami örflere uygun olması" tavsiye edildi.
Yazıda çocuğa verilecek ismin Arapça olması ya da bu ismin Kuran’da geçmesinin şart olmadığına değinilirken, isim koyarken yadırganmayacak anlamlı olanların tercih edilmesi gerektiğine işaret edildi.
"İsim koyarken dini bir merasim yoktur" denilen yazıda, baba ya da aile büyüklerinden birinin çocuk doğduğunda sağ kulağına ezan, sol kulağına ise kamet okumasının sünnet olduğu belirtildi.[2]
Anlaşılacağı üzere ismin Kuranda geçmesi gerekmez.
"Allah katında isimlerin en güzeli Abdullah ve Abdurrahman'dır." hadisi isim koyma hususunda İslâm'ın genel prensibini belirlemektedir.[3]
Çocuklarımıza vereceğimiz isimler, Allah'a kulluk ifade eden, İslâmî gayelere ve insan haysiyetine uygun, çevremizdeki insanların genellikle hoşlanacakları, kulağa hoş gelen, İslâm büyüklerinden hatıra kalan manası güzel olan isimlerden herhangi biri olabilir. Daha önceden pek duyulmamış diye, yapmacık ifadeler taşıyan, İslâm toplumunda hiç kullanılmayan uydurma ve Müslüman olmayanlara ait isimlerin çocuklarımıza ad olarak verilmesi doğru değildir. Çünkü Rasûlullah (s.a.s.) "Kıyamet gününde babalarınızın isimleriyle çağrılacaksınız. Bu bakımdan çocuklarınızın isimlerini güzel koyunuz." buyurmuştur. [4]
Rasulullah (sav)’ın isim konusundaki hassasiyetini daha iyi anlamak için şu hadis-i şerifi de görmek lazım. Yahya bin Said (r.a.) anlatıyor: Hz. Peygamber (sav) bol sütlü bir deve hakkında: “Bunu kim sağacak?” diye sordu. Bir adam ayağa kalkmıştı ki, Rasulullah (sav) adama: “İsmin ne?” diye sordu. Adam: “Mürre (acı)” diyince ona “Otur” dedi. Hz. Peygamber (sav) tekrar: “Bunu kim sağacak?” diye sordu. Bir başkası ayağa kalktı, ben sağacağım diyecekti. Hz. Peygamber (sav) ona da: “İsmin ne?” diye sordu. Adam: “Harb” diyince, ona da: “Otur” dedi. Rasulullah (sav): Bu deveyi bize kim sağacak?” diye sormaya devam etti. Bir adam daha kalktı. Ona da ismini sordu. O da “Ya’iş” (yaşıyor) cevabını alınca ona “Sen sağ” dedi.[5]
Peygamber efendimiz (s.a.a) şöyle buyuruyor: "Çocuğuna güzel isim seçmek her babanın vazifesidir."
Resul-i Ekrem (s.a.a) yine buyuruyor ki: "Çocuğun, baba üzerinde üç hakkı vardır: 1- Ona iyi bir isim seçmelidir. 2- Okuma-yazmayı öğretmelidir. 3- Eş bulmalıdır."
İmam Musa Kâzım (a.s) şöyle buyuruyor: "Babanın, evladına yapabileceği ilk iyilik ona güzel bir isim seçmesidir."
İmam Muhammed Bâkır (a.s) şöyle buyuruyor: "Şeytan, birinin Muhammed ismi ile çağırıldığını duyunca rahatsızlıktan erimiş alüminyum gibi erir ve bir kişinin, İslam düşmanlarından birinin ismiyle çağırıldığını duyunca mutluluktan coşar."
Resulullah (s.a.a) buyurur ki: "Dört oğlu olup da onlardan hiç birine benim ismimi bırakmayan kimse, bana zulüm etmiştir."
İmam Muhammed Bâkır (a.s) şöyle buyurmaktadır: "En iyi ve üstün isimler peygamberlerin isimleridir."
Genel olarak baktığımızda İslam dinin bakış açısı çocuklara koyulacak isimlerin anlamlı ve güzel olmasıdır. Güzel olmasında kasıt ise din büyüklerinin, peygamberlerin, İslam dinini yüceltmek için savaşan cihangirlerin isimleridir.(Hüseyin, Ebuzer gibi.) Kavimleri 72’ye ayıran yüce Allah her kavme de ayrı bir vermiştir. Bu dil sayesinde insanlar anlaşmış ve bir kültür şemsiyesini ortaya çıkarmışlardır. Bu şemsiyenin altında olan insanlar millet adını almışlardır. Tabi ki bir milleti millet eden en hassa unsur dilidir. Çünkü dilini kaybeden her kavim yok olmuştur ve yok olmak zorundadır.
Anlaşılmayan husus ise Müslüman olmayı Araplaşmak olarak algılayan insanların Türkçü isimlere karşı giriştikleri savaştır. Öncelikle isimlerimizi beğenmediler, yeri geldi İslam öncesi Türk tarihini kâfirlik diye unutturmak istediler. Her kim ne derse desin. Türk’üz ve Türkçü’yüz. Benliğimiz gibi ismimizde Türkçe olmalıdır. Çünkü ismimiz, kimliğimiz; kimliğimiz ise benliğimizidir. İsmin dini nitelikte olmasını savunan kişiler neden Türkçe isimlere karşı çıkıyorlar da etnik bölücülerin her gün ısrarla savundukları Kürtçe isimlere karşı çıkmıyorlar. Nüfus müdürleri Rojda, Rokin gibi isimleri nasıl koyduruyorlar!
En az 1000 yıldan beri yaşadığımız coğrafya da hüküm mü değişiyor? Şahıs isimlerimiz Arapça; tabela isimlerimiz İngilizce; ırmak, dağ, vadi isimlerimiz Ermenice, Rumca olacak anlaşılan. Bir düzen ki acımasızca işliyor. Türkçe Kaf Dağı’nın ardında saklı. Arayıp da bulabilene aşk olsun. Yukarıda da belirttiğimiz gibi kültürümüzü yaşatan unsur dildir. Böylelikle hem yaşarız hem anlaşırız. Birlikteliğimize darbe vurmak isteyenlere karşı haykırıyoruz: Ya Türkçe ya hiç!
Türk demek, Türkçe demektir. Ne mutlu Türk’üm diyene!