GüL
05-10-2008, 19:58
ELLİ VAKİT NAMAZIN
BEŞE İNDİRİLİŞİ
Miraç gecesi, Yüce Allah, Peygamberimizin ümmetine bir gün bir gece içinde kılınmak üzere, elli vakit namaz farz kılmıştı. Peygamberimiz, İlâhî huzurdan dönerken Musa ile karşılaştı.
Hazreti Musa:
�Allah, Senin ümmetine neyi farz kıldı? diye sordu.
Resulullah:
�Her gün için elli namaz farz kıldı! buyurdu.
Hazreti Musa:
�Rabbine müracaat et, hafifletilmesini iste! Ümmetin, buna dayanamaz! Çünkü ben, İsrail oğullarını denemiştim, onlar bunu yapamadı. Dedi ve onların bu husustaki tutumlarını haber verdi.
Bunun üzerine, Peygamberimiz Rabbine müracaat etti:
�Ya Rabb! Ümmetimin üzerinden bu mükellefiyeti hafiflet! diye niyazda bulundu. Yüce Allah da namazlardan beşini indirdi.
Musa aleyhisselam tekrar sordu:
�Ne yaptın?
Peygamberimiz:
�Namaz mükellefiyeti beş vakit indirildi.
Hazreti Musa:
�Ümmetin buna da dayanamaz! Rabbine tekrar müracaat et. Ümmetinin üzerinden bunun hafifletilmesini iste! dedi.
Peygamberimiz tekrar müracaat etti:
�Ya Rabbi! Ümmetimin üzerinden bu mükellefiyeti hafiflet! diye niyazda bulundu. Yüce Allah da namaz mükellefiyetinin beşini daha indirdi.
Hazreti Musa:
�Ne yaptın? diye sordu.
Peygamberimiz:
�Namaz mükellefiyetinin beşi daha indirildi.
Hazreti Musa:
�Ümmetin buna da dayanamaz! Rabbine müracaat edip hafifletilmesini iste! dedi. Namaz beşe indirilinceye kadar, Peygamberimiz Rabbisine niyaza devam etti.
Yüce Allah:
�Ya Muhammed! Bu namazlar her gün ve gecede beş namazdır. Ama her namaz için, on misli sevap vardır. Bu yine elli namaz demektir. Bende söz bir olur, değişmez. Her kim bir hayır işlemek ister ve onu yapmazsa, o kimseye bir sevap yazılır; yaparsa, on sevap yazılır. Her kim de bir kötülük yapmak ister ve yapmazsa, ona bir şey yazılmaz; o kötülüğü yaparsa, bir günah yazılır. buyurdu.
Bunun üzerine, Peygamberimiz, Hazreti Musa ile karşılaşır ve son durumu, ona haber verdi. Hazreti Musa:
�Rabbine tekrar müracaat et. Bu ümmetinden hafifletilmesini iste! Çünkü senin ümmetin buna da dayanamaz! dedi.
Peygamberimiz:
�Ben Rabbime çok müracaatta bulundum. Artık, utanır oldum! Ben buna razı olacağım ve teslimiyet göstereceğim. buyurdu.
CENNETÜ'L�ME'VÂ,
KÜRSÎ VE ARŞ
Peygamberimize Cebrail tarafından Cennet gösterildi. Cennetin eni, göklerle yer arası kadardı. Orada inciden, yakuttan, zebercedden köşkler; inciden kubbeler vardı. Cennet'in toprağı da misk kokuyordu.
Peygamberimiz Miraç gecesinde, Cennette iki yanında içi boş inciden kubbeler, çadırlar dizili bir ırmak gördü ki, inci, yakut çakılları ve misk üzerinden akıp gidiyordu!
Peygamberimiz:
�Ey Cebrail! Nedir bu? diye sordu.
Cebrail:
�Bu, sana Yüce Allah'ın vermiş olduğu Kevser Irmağı'dır, dedi.
Kevser Irmağı'nın suyu da baldan daha tatlı ve sütten, kardan daha ak idi.
Allah Celle Celaluhu'nün kullarına verdiği akıl sınırlı olup, her şeyi kavramaya ve algılamaya yeterli değildir. İnsan aklının almadığı konulardan biri Allah Teala'nın mülkünün büyüklüğüdür.
Şimdi dikkat edin, Mevla'mızın mülkünün büyüklüğüne.
Sidretülmüntehâ'nın yanında bulunan Cennetü'l�Me'va, Arş'ın sağında olup, şehitlerin ruhlarının durağıdır. Yedi kat gökler ve yerlerin Kürsî ile kıyaslanması şöyledir: Kürsi'yi dünyanın en büyük çölü olarak düşünün. Yerler ve gökler de o çöle atılmış bir yüzük gibidir. Kürsi ile Arş'ı da karşılaştıracak olursak, Arş'i dünyanın en büyük çölü kabul edin. Kürsi de bu çöle atılmış bir yüzük gibidir.
CEHENNEM VE ONUN BEKÇİSİ
Peygamberimiz dünya semasında, kendisini güler yüzle karşılayan melekler arasında yüzü hiç gülmeyen Cehennem'in bekçisi Malik adındaki bir Melek ile karşılaşmıştı. Peygamberimiz onun kim olduğunu Cebrail'e sorup öğrendi.
Peygamber Efendimiz:
�Cehennemi bana göstermesini ona emretmez misin? dedi.
Cebrail:
�Olur! dedi ve Cehennemin Bekçisi Mâlik'e:
�Ey Malik! Muhammed'e, Cehennem'i göster! dedi.
Malik Cehennemin üzerinden örtüsünü açınca, Cehennem kaynamaya ve yükselmeye başladı ki, Peygamberimiz gördüğü her şeyin onu yakalayıp yakıvereceğini sandı.
Peygamber Efendimiz:
�Ey Cebrail! Malik'e emret de, onu yerine geri çevirsin! buyurdu. Cebrail de, Cehennemi yerine çevirmesi için Malik'e emretti. O da Cehennem'e:
�Sakin ol! dedi. Cehennem çıkmış olduğu eski yerine girince, Malik onun üzerine örtüsünü tekrar örttü. Peygamberimiz; cehennemdeki azap susuzluklarını, azap zincirlerini, azap yılan ve akreplerini ve oradaki azaplardan daha bazılarını da gördü.
Peygamberimiz Cebrail'e:
�Ben niçin Malik'i hiç güler görmüyorum? diye sormuştu.
Cebrail:
�Cehennem yaratıldığından beri, Malik hiç gülmemiştir! dedi.
Peygamberimiz:
�Vallahi ey ümmet�i Muhammed! Benim bildiğimi sizler de bilseydiniz, muhakkak ki çok ağlar, pek az gülerdiniz! Canım, kudret elinde bulunan yüce Allah'a yemin ederim ki; benim gördüğüm şeyi sizler de görmüş olsaydınız, muhakkak ki pek az güler ve çok ağlardınız! buyurmuştu.
�Ya Resûlellâh! Sen ne gördün? diye sordular.
Peygamberimiz:
�Cennet'i ve Cehennem'i gördüm! buyurdu.
İNSANLARIN CEHENNEMDEKİ DURUMLARI
Resülullah şöyle buyurdular:
Âdem ile selâmlaştıktan sonra baktım: Bir toplum gördüm ki, dudakları deve dudağı gibiydi. Onlara bir takım memurlar görevlendirilmişti; dudaklarını kesiyorlar ve ağızlarına ateşten bir taş koyuyorlardı. Bu taşlar makatlarından çıkıyordu.
�Ey Cibril! Bunlar kim? dedim.
�Onlar, yetimlerin mallarını haksızlıkla yiyenlerdir, dedi. Sonra baktım: Bir toplum vardı ki, derilerinden sırım kesiliyor ve ağızlarına tıkılıyor. Yediğiniz gibi yiyiniz deniliyor ve bu onlara en iğrenç bir şey oluyordu.
�Ey Cibril! Bunlar kim? dedim.
�Bunlar o koğucular, fitnecilerdir ki, insanların etlerini yerler ve sövmek ile ırz ve namuslarına saldırırlar, dedi. Sonra baktım: Bir toplum var ki, önlerine bir sofra kurulmuş, üzerinde benim gördüğüm etlerin en güzellerinden kebaplar var, etraflarında da leşler var. Onlar, o güzel etleri bırakıp bu leşlerden yemeye başladılar.
�Bunlar kim? Ey Cebrail! dedim.
Cebrail:
�Bunlar zinakârlardır. Allah'ın helal kıldığını bırakırlar da haram kıldığını yerler, dedi. Sonra baktım: Bir toplum var ki, karınları evler gibidir. Bunlar Firavun ailesinin yolu üzerinde bulunuyor. Firavun ailesi sabah ve akşam ateşe atılırken bunlara uğruyor. Uğradı mı bunlar bir fırlıyorlar, fırlayınca her biri karnının ağır basması ile düşüyor ve bunun üzerine Firavun ailesi bunları ayaklarıyla çiğniyorlar.
�Ey Cibril! Bunlar kim? dedim.
Cebrail:
�Bunlar, karınlarında faiz yiyenlerdir.
Sonra bir takım kadınları memelerinden asılmış ve birtakım kadınları da baş aşağı ayaklarından asılmış gördüm.
�Ey Cibril! Bunlar kim? dedim.
Cebrail:
�Bunlar zina eden ve çocuklarını öldüren kadınlardır, dedi.
AHİRETTEN İNSAN MANZARALARI
Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz bir insan gurubu gördü ki; devamlı ekin ekip hasat yapıyor. Öyle ki hasadı yapar yapmaz hemen yenisi yerine geliyor, tekrar hasat yapıyorlar. Hiç ara vermeden bu durum devam edip duruyordu.
Peygamberimiz sordu:
�Bunlar kimlerdir?
Cebrail:
�Bunlar mücahitlerdir, dedi.
Daha sonra başlarını taşla ezen bir kavme rastladılar, insanların başı eziliyor, tekrar eski haline dönüyordu.
Peygamberimiz sordu:
�Bunlar kimlerdir?
Cebrail:
�Bunlar başları namaza gitmeyen kimselerdir, dedi.
Bir başka insan gurubuna rastladılar ki; avret yerlerinde bir yama var. Hayvanlar gibi otluyorlar.
Peygamberimiz sordu:
�Bunlar kimlerdir?
Cebrail:
�Bunlar zekâtlarını vermeyenlerdir.
Pis ve kokuşmuş et yiyen bir gurup insanla karşılaştılar. Bunlar temiz ve pişmiş et yemek istiyor, fakat buna imkân olmuyor, piş ve kokuşmuş etleri yiyorlardı.
Peygamberimiz sordu:
�Bunlar kimlerdir?
Cebrail:
�Bunlar zânilerdir.
Bir insan gördüler ki, odun taşımaya çalışıyor; bir demet odun yapıyor, fakat bunu taşımaya muvaffak olamıyor. Bu defa demetini arttırıyor, bu sefer de hiçbir şekilde muvaffak olamıyor.
Peygamberimiz sordu:
�Bu kimdir?
Cebrail:
�Bu, nezdinde emanet olup emaneti eda etmeyen, başka emanet talep eden kimsedir.
Bir insan gurubu ile karşılaştılar ki dil ve dudakları kesiliyor ve her kesilmeden sonra tekrar eski haline dönüyordu. Bu durum böyle devam edip gidiyordu.
Peygamberimiz sordu:
�Bunlar kimlerdir?
Cebrail:
�Bunlar insanları fitneye çağıran kimselerdir.
Daha sonra küçük bir delikten çıkan büyük bir öküze rastladılar. Bu öküz çıktığı deliğe tekrar geri gitmek istiyor ama buna muktedir olamıyordu.
Peygamberimiz sordu:
�Bu kimdir?
Cebrail:
�Bu, söz söyleyip pişman olan, fakat istediği halde sözünü geri alamayan kimsedir.
ÜMMET-İ MUHAMMED�E TANINAN AYRICALIKLAR
1�BEŞ VAKİT NAMAZ
Namaz Allah'ın lütuf ve rahmeti olarak elli vakitken, Peygamberin niyazı ile beş vakte indirilmiştir. Fakat elli vakit sevabı verileceği müjdelenmiştir. Gerçekten namaz, mümin, Müslüman kimsenin Miracıdır. Namaz sayesinde mümin, rûhen yükselerek kendisini yüce Yaratıcının katında bulur. Namaz, her türlü kulluk görevini içine alan, kulu şirkten ve kötülüklerden kurtaran ve onu Allah Teâlâ katında yüce derecelere ulaştıran ilahî bir mülâkattır.
Her mümin de Miraçtan yeterince nasibini alır. Çünkü bütün müminler namaz kılarken bu ruhani ve manevi Miracın sırrına ererler. Zira kulun Allah'a en yakın olduğu an, secdede bulunduğu andır. Bu yüzden "Namaz müminin Mîracıdır." Mevlid'in müellifi Süleyman Çelebi'nin şu mısraları ise Mîracı pek güzel hülasa eder:
"Sen ki Mîrac eyleyup ettin niyaz
Ümmetin Mîracını kıldın namaz."
CENNETE GİRECEK İLK PEYGAMBER VE İLK ÜMMET
Cennete ilk giren Peygamber, Muhammed Mustafa Sallallahu Aleyhi ve Sellem olacaktır. Cennete ilk giren ümmet de, O'nun ümmeti olacaktır. Ümmeti Muhammed diğer ümmetlere şahit getirilecek, onların peygamberlerinin görevlerini hakkıyla yaptıklarına şahitlik edeceklerdir. İşte bu ümmeti Muhammed'e verilen üstünlüğün ifadesidir.
BAKARA SÛRESİNİN SON İKİ ÂYETİ (ÂMENERRESÛLÜ)
"Peygamber Rabbi tarafından kendisine indirilene iman etti. Müminler de (iman ettiler). Her biri Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine iman ettiler. Allah'ın Peygamberlerinden hiçbiri arasında ayırım yapmayız. İşittik, itaat ettik. Ey Rabbimiz, affına sığındık! Dönüş sanadır, dediler. Allah her şahsı, ancak gücünün yettiği ölçüde mükellef kılar. Herkesin kazandığı (hayır) kendine, yapacağı (şer) de kendinedir. Rabbimiz! Unutursak veya hataya düşersek bizi sorumlu tutma. Ey Rabbimiz! Bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır bir yük yükleme. Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği işler de yükleme! Bizi affet! Bizi bağışla! Bize acı! Sen bizim Mevlamızsın. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et!"
Bakara suresinin son iki ayetini oluşturan ve "Âmenerresûlü" diye anılan bu mübarek ayetler, ilahi emirler karşısında mutlak itaate yönelen müminlerin inançlarındaki sadakatlerini ifade etmektedir. Ayrıca bir önceki ayette geçen:
"İçinizdekileri açıklasanız da, gizleseniz de Allah sizi hesaba çekecektir" haberiyle endişeye kapılan müminlere bu ayetlerle kolaylık bahşedilmiş, mükellefiyetler hafifletilmiştir. Böylece Allah Teâlâ'ya tam itaat ve iltica, meyvelerini verirken yersiz kuşkular da bertaraf edilmiştir.
Miraç gecesinde Peygamberimize vasıtasız şekilde vahyolunan bu ayetler, Resülüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'ın hadislerinde övülmüş, her zaman ve özellikle yatmadan önce okunması tavsiye edilmiştir. Ebu Mesud el�Bedri Radıyallahu Anh'dan rivayete göre Resülüllah şöyle buyurdu:
"Bakara sûresinin sonundaki iki ayet�i kerimeyi kim geceleyin yatmadan önce okursa, ona mükâfat olarak yeter" buyurmuştur.
ŞİRK HARİÇ, BÜTÜN GÜNAHLARIN AFFEDİLECEK
Ümmeti Muhammed'e verilen ayrıcalıklardan biri de günahlarının bağışlanacağıdır. Şirk hariç bütün günahlar bağışlanacaktır. Bilindiği üzere en büyük günah, Allah'a ortak koşmaktır. Zatında ve sıfatlarında tek olan, eşi, dengi ve benzeri bulunmayan Allah Teâlâ'ya eş koşanları O affetmeyeceğini, bunun dışında kalan günahları dilediği kimselerden bağışlayacağını Kur'an�ı Kerim'de şöyle bildirmiştir:
"Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağ ışlamaz. Bundan başka günahları dilediği kimse için bağışlar. Allah'a ortak koşan kimse büyük bir günah ile iftira etmiş olur.
Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz, ondan başka günahları dilediği kimse için bağışlar. Kim Allah'a ortak koşarsa büsbütün sapıtmıştır."
İlgili hadislerle bu ve benzer ayetlerin birlikte değerlendirilmesi sonunda anlaşılan odur ki: Allah Teâlâ zerre kadar iman ile ahirete intikal eden müminleri bile, ya bir müddet cezalandırdıktan sonra yahut tövbe, kefaret, iyi ameller, musibetlere sabır gibi sebeplerle yahut da böyle bir sebebe dayanmaksızın affetmekle bağışlamaktadır. İmansız olarak, inkâr ve şirk içinde hayatını tamamlayanları ise bağışlamayacağı bu ayetten kesin olarak ortaya çıkmaktadır.
İYİLİKLER ON KATI İLE,
KÖTÜLÜKLER DE MİSLİ İLE DEĞERLENDİRİLECEKTİR
Bir kişi işlediği iyiliğe karşılık on sevap alacaktır. Kişi iyiliğe niyet edip de yapamadığı takdirde bile iyiliği yapmış sayılacaktır. Kişi kötülüğe niyet edip de yapamazsa, ona bir ceza verilmeyecektir. Ancak kişi kötülüğe niyet edip de bunu gerçekleştirirse, o zaman misli ile cezasını çekecek.
Mehmet Tâlu-Beyan dergisi
BEŞE İNDİRİLİŞİ
Miraç gecesi, Yüce Allah, Peygamberimizin ümmetine bir gün bir gece içinde kılınmak üzere, elli vakit namaz farz kılmıştı. Peygamberimiz, İlâhî huzurdan dönerken Musa ile karşılaştı.
Hazreti Musa:
�Allah, Senin ümmetine neyi farz kıldı? diye sordu.
Resulullah:
�Her gün için elli namaz farz kıldı! buyurdu.
Hazreti Musa:
�Rabbine müracaat et, hafifletilmesini iste! Ümmetin, buna dayanamaz! Çünkü ben, İsrail oğullarını denemiştim, onlar bunu yapamadı. Dedi ve onların bu husustaki tutumlarını haber verdi.
Bunun üzerine, Peygamberimiz Rabbine müracaat etti:
�Ya Rabb! Ümmetimin üzerinden bu mükellefiyeti hafiflet! diye niyazda bulundu. Yüce Allah da namazlardan beşini indirdi.
Musa aleyhisselam tekrar sordu:
�Ne yaptın?
Peygamberimiz:
�Namaz mükellefiyeti beş vakit indirildi.
Hazreti Musa:
�Ümmetin buna da dayanamaz! Rabbine tekrar müracaat et. Ümmetinin üzerinden bunun hafifletilmesini iste! dedi.
Peygamberimiz tekrar müracaat etti:
�Ya Rabbi! Ümmetimin üzerinden bu mükellefiyeti hafiflet! diye niyazda bulundu. Yüce Allah da namaz mükellefiyetinin beşini daha indirdi.
Hazreti Musa:
�Ne yaptın? diye sordu.
Peygamberimiz:
�Namaz mükellefiyetinin beşi daha indirildi.
Hazreti Musa:
�Ümmetin buna da dayanamaz! Rabbine müracaat edip hafifletilmesini iste! dedi. Namaz beşe indirilinceye kadar, Peygamberimiz Rabbisine niyaza devam etti.
Yüce Allah:
�Ya Muhammed! Bu namazlar her gün ve gecede beş namazdır. Ama her namaz için, on misli sevap vardır. Bu yine elli namaz demektir. Bende söz bir olur, değişmez. Her kim bir hayır işlemek ister ve onu yapmazsa, o kimseye bir sevap yazılır; yaparsa, on sevap yazılır. Her kim de bir kötülük yapmak ister ve yapmazsa, ona bir şey yazılmaz; o kötülüğü yaparsa, bir günah yazılır. buyurdu.
Bunun üzerine, Peygamberimiz, Hazreti Musa ile karşılaşır ve son durumu, ona haber verdi. Hazreti Musa:
�Rabbine tekrar müracaat et. Bu ümmetinden hafifletilmesini iste! Çünkü senin ümmetin buna da dayanamaz! dedi.
Peygamberimiz:
�Ben Rabbime çok müracaatta bulundum. Artık, utanır oldum! Ben buna razı olacağım ve teslimiyet göstereceğim. buyurdu.
CENNETÜ'L�ME'VÂ,
KÜRSÎ VE ARŞ
Peygamberimize Cebrail tarafından Cennet gösterildi. Cennetin eni, göklerle yer arası kadardı. Orada inciden, yakuttan, zebercedden köşkler; inciden kubbeler vardı. Cennet'in toprağı da misk kokuyordu.
Peygamberimiz Miraç gecesinde, Cennette iki yanında içi boş inciden kubbeler, çadırlar dizili bir ırmak gördü ki, inci, yakut çakılları ve misk üzerinden akıp gidiyordu!
Peygamberimiz:
�Ey Cebrail! Nedir bu? diye sordu.
Cebrail:
�Bu, sana Yüce Allah'ın vermiş olduğu Kevser Irmağı'dır, dedi.
Kevser Irmağı'nın suyu da baldan daha tatlı ve sütten, kardan daha ak idi.
Allah Celle Celaluhu'nün kullarına verdiği akıl sınırlı olup, her şeyi kavramaya ve algılamaya yeterli değildir. İnsan aklının almadığı konulardan biri Allah Teala'nın mülkünün büyüklüğüdür.
Şimdi dikkat edin, Mevla'mızın mülkünün büyüklüğüne.
Sidretülmüntehâ'nın yanında bulunan Cennetü'l�Me'va, Arş'ın sağında olup, şehitlerin ruhlarının durağıdır. Yedi kat gökler ve yerlerin Kürsî ile kıyaslanması şöyledir: Kürsi'yi dünyanın en büyük çölü olarak düşünün. Yerler ve gökler de o çöle atılmış bir yüzük gibidir. Kürsi ile Arş'ı da karşılaştıracak olursak, Arş'i dünyanın en büyük çölü kabul edin. Kürsi de bu çöle atılmış bir yüzük gibidir.
CEHENNEM VE ONUN BEKÇİSİ
Peygamberimiz dünya semasında, kendisini güler yüzle karşılayan melekler arasında yüzü hiç gülmeyen Cehennem'in bekçisi Malik adındaki bir Melek ile karşılaşmıştı. Peygamberimiz onun kim olduğunu Cebrail'e sorup öğrendi.
Peygamber Efendimiz:
�Cehennemi bana göstermesini ona emretmez misin? dedi.
Cebrail:
�Olur! dedi ve Cehennemin Bekçisi Mâlik'e:
�Ey Malik! Muhammed'e, Cehennem'i göster! dedi.
Malik Cehennemin üzerinden örtüsünü açınca, Cehennem kaynamaya ve yükselmeye başladı ki, Peygamberimiz gördüğü her şeyin onu yakalayıp yakıvereceğini sandı.
Peygamber Efendimiz:
�Ey Cebrail! Malik'e emret de, onu yerine geri çevirsin! buyurdu. Cebrail de, Cehennemi yerine çevirmesi için Malik'e emretti. O da Cehennem'e:
�Sakin ol! dedi. Cehennem çıkmış olduğu eski yerine girince, Malik onun üzerine örtüsünü tekrar örttü. Peygamberimiz; cehennemdeki azap susuzluklarını, azap zincirlerini, azap yılan ve akreplerini ve oradaki azaplardan daha bazılarını da gördü.
Peygamberimiz Cebrail'e:
�Ben niçin Malik'i hiç güler görmüyorum? diye sormuştu.
Cebrail:
�Cehennem yaratıldığından beri, Malik hiç gülmemiştir! dedi.
Peygamberimiz:
�Vallahi ey ümmet�i Muhammed! Benim bildiğimi sizler de bilseydiniz, muhakkak ki çok ağlar, pek az gülerdiniz! Canım, kudret elinde bulunan yüce Allah'a yemin ederim ki; benim gördüğüm şeyi sizler de görmüş olsaydınız, muhakkak ki pek az güler ve çok ağlardınız! buyurmuştu.
�Ya Resûlellâh! Sen ne gördün? diye sordular.
Peygamberimiz:
�Cennet'i ve Cehennem'i gördüm! buyurdu.
İNSANLARIN CEHENNEMDEKİ DURUMLARI
Resülullah şöyle buyurdular:
Âdem ile selâmlaştıktan sonra baktım: Bir toplum gördüm ki, dudakları deve dudağı gibiydi. Onlara bir takım memurlar görevlendirilmişti; dudaklarını kesiyorlar ve ağızlarına ateşten bir taş koyuyorlardı. Bu taşlar makatlarından çıkıyordu.
�Ey Cibril! Bunlar kim? dedim.
�Onlar, yetimlerin mallarını haksızlıkla yiyenlerdir, dedi. Sonra baktım: Bir toplum vardı ki, derilerinden sırım kesiliyor ve ağızlarına tıkılıyor. Yediğiniz gibi yiyiniz deniliyor ve bu onlara en iğrenç bir şey oluyordu.
�Ey Cibril! Bunlar kim? dedim.
�Bunlar o koğucular, fitnecilerdir ki, insanların etlerini yerler ve sövmek ile ırz ve namuslarına saldırırlar, dedi. Sonra baktım: Bir toplum var ki, önlerine bir sofra kurulmuş, üzerinde benim gördüğüm etlerin en güzellerinden kebaplar var, etraflarında da leşler var. Onlar, o güzel etleri bırakıp bu leşlerden yemeye başladılar.
�Bunlar kim? Ey Cebrail! dedim.
Cebrail:
�Bunlar zinakârlardır. Allah'ın helal kıldığını bırakırlar da haram kıldığını yerler, dedi. Sonra baktım: Bir toplum var ki, karınları evler gibidir. Bunlar Firavun ailesinin yolu üzerinde bulunuyor. Firavun ailesi sabah ve akşam ateşe atılırken bunlara uğruyor. Uğradı mı bunlar bir fırlıyorlar, fırlayınca her biri karnının ağır basması ile düşüyor ve bunun üzerine Firavun ailesi bunları ayaklarıyla çiğniyorlar.
�Ey Cibril! Bunlar kim? dedim.
Cebrail:
�Bunlar, karınlarında faiz yiyenlerdir.
Sonra bir takım kadınları memelerinden asılmış ve birtakım kadınları da baş aşağı ayaklarından asılmış gördüm.
�Ey Cibril! Bunlar kim? dedim.
Cebrail:
�Bunlar zina eden ve çocuklarını öldüren kadınlardır, dedi.
AHİRETTEN İNSAN MANZARALARI
Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz bir insan gurubu gördü ki; devamlı ekin ekip hasat yapıyor. Öyle ki hasadı yapar yapmaz hemen yenisi yerine geliyor, tekrar hasat yapıyorlar. Hiç ara vermeden bu durum devam edip duruyordu.
Peygamberimiz sordu:
�Bunlar kimlerdir?
Cebrail:
�Bunlar mücahitlerdir, dedi.
Daha sonra başlarını taşla ezen bir kavme rastladılar, insanların başı eziliyor, tekrar eski haline dönüyordu.
Peygamberimiz sordu:
�Bunlar kimlerdir?
Cebrail:
�Bunlar başları namaza gitmeyen kimselerdir, dedi.
Bir başka insan gurubuna rastladılar ki; avret yerlerinde bir yama var. Hayvanlar gibi otluyorlar.
Peygamberimiz sordu:
�Bunlar kimlerdir?
Cebrail:
�Bunlar zekâtlarını vermeyenlerdir.
Pis ve kokuşmuş et yiyen bir gurup insanla karşılaştılar. Bunlar temiz ve pişmiş et yemek istiyor, fakat buna imkân olmuyor, piş ve kokuşmuş etleri yiyorlardı.
Peygamberimiz sordu:
�Bunlar kimlerdir?
Cebrail:
�Bunlar zânilerdir.
Bir insan gördüler ki, odun taşımaya çalışıyor; bir demet odun yapıyor, fakat bunu taşımaya muvaffak olamıyor. Bu defa demetini arttırıyor, bu sefer de hiçbir şekilde muvaffak olamıyor.
Peygamberimiz sordu:
�Bu kimdir?
Cebrail:
�Bu, nezdinde emanet olup emaneti eda etmeyen, başka emanet talep eden kimsedir.
Bir insan gurubu ile karşılaştılar ki dil ve dudakları kesiliyor ve her kesilmeden sonra tekrar eski haline dönüyordu. Bu durum böyle devam edip gidiyordu.
Peygamberimiz sordu:
�Bunlar kimlerdir?
Cebrail:
�Bunlar insanları fitneye çağıran kimselerdir.
Daha sonra küçük bir delikten çıkan büyük bir öküze rastladılar. Bu öküz çıktığı deliğe tekrar geri gitmek istiyor ama buna muktedir olamıyordu.
Peygamberimiz sordu:
�Bu kimdir?
Cebrail:
�Bu, söz söyleyip pişman olan, fakat istediği halde sözünü geri alamayan kimsedir.
ÜMMET-İ MUHAMMED�E TANINAN AYRICALIKLAR
1�BEŞ VAKİT NAMAZ
Namaz Allah'ın lütuf ve rahmeti olarak elli vakitken, Peygamberin niyazı ile beş vakte indirilmiştir. Fakat elli vakit sevabı verileceği müjdelenmiştir. Gerçekten namaz, mümin, Müslüman kimsenin Miracıdır. Namaz sayesinde mümin, rûhen yükselerek kendisini yüce Yaratıcının katında bulur. Namaz, her türlü kulluk görevini içine alan, kulu şirkten ve kötülüklerden kurtaran ve onu Allah Teâlâ katında yüce derecelere ulaştıran ilahî bir mülâkattır.
Her mümin de Miraçtan yeterince nasibini alır. Çünkü bütün müminler namaz kılarken bu ruhani ve manevi Miracın sırrına ererler. Zira kulun Allah'a en yakın olduğu an, secdede bulunduğu andır. Bu yüzden "Namaz müminin Mîracıdır." Mevlid'in müellifi Süleyman Çelebi'nin şu mısraları ise Mîracı pek güzel hülasa eder:
"Sen ki Mîrac eyleyup ettin niyaz
Ümmetin Mîracını kıldın namaz."
CENNETE GİRECEK İLK PEYGAMBER VE İLK ÜMMET
Cennete ilk giren Peygamber, Muhammed Mustafa Sallallahu Aleyhi ve Sellem olacaktır. Cennete ilk giren ümmet de, O'nun ümmeti olacaktır. Ümmeti Muhammed diğer ümmetlere şahit getirilecek, onların peygamberlerinin görevlerini hakkıyla yaptıklarına şahitlik edeceklerdir. İşte bu ümmeti Muhammed'e verilen üstünlüğün ifadesidir.
BAKARA SÛRESİNİN SON İKİ ÂYETİ (ÂMENERRESÛLÜ)
"Peygamber Rabbi tarafından kendisine indirilene iman etti. Müminler de (iman ettiler). Her biri Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine iman ettiler. Allah'ın Peygamberlerinden hiçbiri arasında ayırım yapmayız. İşittik, itaat ettik. Ey Rabbimiz, affına sığındık! Dönüş sanadır, dediler. Allah her şahsı, ancak gücünün yettiği ölçüde mükellef kılar. Herkesin kazandığı (hayır) kendine, yapacağı (şer) de kendinedir. Rabbimiz! Unutursak veya hataya düşersek bizi sorumlu tutma. Ey Rabbimiz! Bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır bir yük yükleme. Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği işler de yükleme! Bizi affet! Bizi bağışla! Bize acı! Sen bizim Mevlamızsın. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et!"
Bakara suresinin son iki ayetini oluşturan ve "Âmenerresûlü" diye anılan bu mübarek ayetler, ilahi emirler karşısında mutlak itaate yönelen müminlerin inançlarındaki sadakatlerini ifade etmektedir. Ayrıca bir önceki ayette geçen:
"İçinizdekileri açıklasanız da, gizleseniz de Allah sizi hesaba çekecektir" haberiyle endişeye kapılan müminlere bu ayetlerle kolaylık bahşedilmiş, mükellefiyetler hafifletilmiştir. Böylece Allah Teâlâ'ya tam itaat ve iltica, meyvelerini verirken yersiz kuşkular da bertaraf edilmiştir.
Miraç gecesinde Peygamberimize vasıtasız şekilde vahyolunan bu ayetler, Resülüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'ın hadislerinde övülmüş, her zaman ve özellikle yatmadan önce okunması tavsiye edilmiştir. Ebu Mesud el�Bedri Radıyallahu Anh'dan rivayete göre Resülüllah şöyle buyurdu:
"Bakara sûresinin sonundaki iki ayet�i kerimeyi kim geceleyin yatmadan önce okursa, ona mükâfat olarak yeter" buyurmuştur.
ŞİRK HARİÇ, BÜTÜN GÜNAHLARIN AFFEDİLECEK
Ümmeti Muhammed'e verilen ayrıcalıklardan biri de günahlarının bağışlanacağıdır. Şirk hariç bütün günahlar bağışlanacaktır. Bilindiği üzere en büyük günah, Allah'a ortak koşmaktır. Zatında ve sıfatlarında tek olan, eşi, dengi ve benzeri bulunmayan Allah Teâlâ'ya eş koşanları O affetmeyeceğini, bunun dışında kalan günahları dilediği kimselerden bağışlayacağını Kur'an�ı Kerim'de şöyle bildirmiştir:
"Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağ ışlamaz. Bundan başka günahları dilediği kimse için bağışlar. Allah'a ortak koşan kimse büyük bir günah ile iftira etmiş olur.
Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz, ondan başka günahları dilediği kimse için bağışlar. Kim Allah'a ortak koşarsa büsbütün sapıtmıştır."
İlgili hadislerle bu ve benzer ayetlerin birlikte değerlendirilmesi sonunda anlaşılan odur ki: Allah Teâlâ zerre kadar iman ile ahirete intikal eden müminleri bile, ya bir müddet cezalandırdıktan sonra yahut tövbe, kefaret, iyi ameller, musibetlere sabır gibi sebeplerle yahut da böyle bir sebebe dayanmaksızın affetmekle bağışlamaktadır. İmansız olarak, inkâr ve şirk içinde hayatını tamamlayanları ise bağışlamayacağı bu ayetten kesin olarak ortaya çıkmaktadır.
İYİLİKLER ON KATI İLE,
KÖTÜLÜKLER DE MİSLİ İLE DEĞERLENDİRİLECEKTİR
Bir kişi işlediği iyiliğe karşılık on sevap alacaktır. Kişi iyiliğe niyet edip de yapamadığı takdirde bile iyiliği yapmış sayılacaktır. Kişi kötülüğe niyet edip de yapamazsa, ona bir ceza verilmeyecektir. Ancak kişi kötülüğe niyet edip de bunu gerçekleştirirse, o zaman misli ile cezasını çekecek.
Mehmet Tâlu-Beyan dergisi